ADİ ORTAKLIK * FESİH VE TASFİYE * ZAMANAŞIMI

Adi ortaklık taraflar arasında bir anlaşma veya mahkeme kararı olmadıkça tasfiye edilmiş sayılmaz. Fesih ve tasfiye edilmeyen adi ortaklıkta zamanaşımı süresi işlemez. Bu nedenle adi ortaklık fesih ve tasfiye edilmediğinden zamanaşımı süresi başlamamıştır. Bu nedenle mahkemece tasfiye işlemleri gerçekleştirimelidir.

ADİ ORTAKLIK * FESİH VE TASFİYE * ZAMANAŞIMI
YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E: 2014/2954 K: 2014/6251 T: 17/04/14

 

Davacılar vekili, davacılar ile davalının kardeş oldukları, 1979 yılında büyük ağabey olan davalının ön ismini kullanarak A.S. ve Ortakları adı altında 3 kardeşten oluşan bir adi ortaklık kurduklarını, daha sonra bu ortaklık ile çeşitli inşaat işleri yaptıklarını, taşınmazlar satın aldıkları, ancak alınan taşınmazların davalı A.S: adına tescil edildiği, 15 yıldan bu yana faaliyette olmayan adi ortaklığın adi şirket hükümlerine uygun olarak sona erme ve tasfiye sürecine girmediğini, adi şirkette her üç kişiden de eşit hisseye sahip olduğunu öne sürerek, adi ortaklığın feshini ve kendilerine düşecek tasfiye payı ile son 5 yıllık kar payını, adi ortaklığa ait taşınmazların tespitini Sarıyer Uskumru köy ... parsel sayılı taşınmaz ile adi şirkete olduğu tespit edilecek diğer taşınmaların hisselerinin ayrı ayrı 1/3 hisse oranında kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı vekili, müvekkil davalı ile davacılar arasındaki adi ortaklığın 31.12.1995 tarihinde tarafların açık iradeleri ile fesih ve tavsiye edildiğini, bu tarihten itibaren BK'nın 125.maddesi uyarınca 5 yıl geçtikten sonra tasfiye ve paylaşmaya ait iddiaların dinlenmesinin mümkün olmayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki adi ortaklıktan doğan davanın 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, adi ortaklığın 31.12.1995 tarihinde sona erdiği, sona erme tarihinden dava tarihine kadar zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ortaklık, taraflar arasında yapılan bir anlaşma veya mahkeme kararı olmadıkça tasfiye edilmiş sayılamaz. Bir başka deyişle, tarafların ortaklıktaki hak ve borçları hususunda taraflar arasında bir anlaşma olmadıkça veya bu husus mahkeme kararıyla belirlenip tasfiyeyle karar verilmedikçe adi ortaklığın devam ettiği kabul edilmelidir. Fesih ve tasfiye edilmeyen adi ortaklıkta da zamanaşımı süresi başlamaz. Eş söyleşiyle, zamanaşımı süresi ancak fesih ve tasfiye anında başlar. Dava konusu olayda, ortaklık konusunu oluşturan iş tamamlanmış ise de, taraflar arasındaki adi ortaklık fesih ve tasfiye edilmediğinden zamanaşımı süresi henüz başlamamıştır ve bu nedenle olayda zamanaşımı süresinin doğduğundan da söz edilemez.

Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. BK'nın 538.maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün mal varlığının belirlenip ortaklığının birbirleriyle alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanunu'nun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayıl Türk Borçlar Kanu-nu'nun yürürlüğü ve uygulama şekli hakkında kanunun birinci maddesine göre Türk Borçlar Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.

Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgular gözetilerek işin esasına girilip hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle mümkün HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.04.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.