BAĞ-KUR BORÇLANMASI * HAK DÜŞÜMÜ SÜRESİ

04.10.2000 tarihinden önceki dönemin vergiye kayıtlı süresinin borçlanabilmesi için 4956 Sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihinden itibaren altı aylık hak düşümü süresi içinde Kurum’a başvurulmuş olması gerekmektedir.

BAĞ-KUR BORÇLANMASI * HAK DÜŞÜMÜ SÜRESİ
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E: 2012/10-1477 K: 2013/570 T: 24/04/13

 

(.Dosya içeriğine göre; davacının; 16.03.2005 intikal tarihli giriş bildirgesine ve vergi kaydına göre ilk defa 04.10.2000 tarihi itibariyle 1479 Sayılı Yasa kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edildiği, vergi kaydının 01.03.1988-03.05.1988 ve 05.02.1999-07.12.2001 arası dönemler ile 16.01.2003 devam biçiminde olduğu, oda kaydının 01.03.1988-21.11.1991 dönemine ilişkin bulunduğu, 05.02.1999 tarihinde başlayan sicil kaydının ise, halen devam ettiği anlaşılmaktadır.

 

02.08.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4956 Sayılı Yasa’nın 47. maddesi ile 1479 Sayılı Yasa’ya eklenen geçici 18. maddesinde; sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalık hak ve mükellefiyetlerinin 04.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmiş, aynı maddede, Kanun’un Yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde Kuruma yazılı olarak baş vurma şartıyla, 04.10.2000 tarihine kadar tescilini yaptırmayanlara, 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasında vergiye kayıtlı oldukları süreyi borçlanma imkanı getirilmiştir.

1476 Sayılı Yasa’nın geçici 18. maddesinde belirtilen “yazılı başvuru” şartı, şekil şartı olmayıp, sigortalının, 04.10.2000 tarihi öncesi döneme ilişkin vergiye kayıtlı olduğu süreyi, yasada belirtilen 6 aylık sürede, kurum’a başvurarak veya borçlanmaya ilişkin prim ödeyerek borçlanma iradesini ortaya koyması, yasadan yararlanmak için yeterli sayılmalıdır. Anılan yasada belirtilen 6 aylık sürenin geçmesinden sonra, 04.10.2000 tarihine ilişkin sürenin, 1479 Sayılı Yasa kapsamında sigortalı olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Davacının, Kanun’da belirtilen 6 aylık sürede borçlanma iradesini ortaya koyacak şekilde Kuruma başvurusunun veya borçlanma tutarına ilişkin prim ödemesinin bulunmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde kabulüne hükmedilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde davalı kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, 1479 Sayılı Kanun'a tabi zorunlu sigortalılık süresinin tespiti istemine ilişkindir.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, 01.03.1988 tarihinde manav olarak çalışmaya başladığı ve vergi numarasının bulunduğunu, aynı tarihte 0642 sicil numarası ile esnaf derneğine kaydının yapıldığını, 03.05.1988 tarihine kadar manav olarak çalıştığını, bu tarihte vergi kaybı sona ermekle birlikte esnaf derneğindeki kaydının devam ettiğini, 05.02.1999 tarihinde nakliyeciler ve şoförler esnaf odasına ve vergiye kaydı yapıldığını ancak Bağ-Kur kaydının 04.10.2000 tarihinde müvekkilinin müracaatı üzerine yapıldığını beyanla, 01.03.1988 tarihinden 04.10.2000 tarihine kadar olan sürede, müvekkilinin kesintisiz Bağ-Kur sigortalısı olarak hizmet ettiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) vekili cevap dilekçesinde; 4956 sayılı Kanun ile getirilen Geçici 18. madde uyarınca, sigortalılık niteliği taşıdığı halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların, sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağından, bu tarihten önceki kayıtların tescil için esas alınmasının mümkün olmadığını, bu sürelerin borçlanılmasına ilişkin düzenleme uyarınca ise, süresinde müracaat olmadığından hizmet verilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece, 1991-1999 tarihleri arası döneme ilişkin talebin reddine, davacının oda kaydının bulunduğu 01.03.1988-21.11.1991 ve 05.02.1999-04.10.2000 tarihleri arasında 1479 Sayılı Kanun'a tabi sigortalı olduğunun tespitine dair verilen karar, davalı SGK vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece, davacının 05.02.1999-04.10.2000 tarihleri arasındaki dönemde ayrıca vergi kaydı da bulunduğu belirtilerek, önceki gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme hükmü davalı SGK vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, 04.10.2000 tarihinden önce Kuruma kayıt ve tescili bulunmayan davacının anılan tarih öncesi için vergi, oda ve esnaf sicil kaydına istinaden, 1479 Sayılı Kanun'a tabi zorunlu sigortalı olduğunun tespitine karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere, sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından olup, uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi sosyal güvenlik haklarına olumlu yansımakla birlikte, kimi zaman bu hakları sınırlayıcı düzenlemelere gidildiği de görülmektedir.

Öncelikle belirtilmelidir ki, dava; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkindir, ancak 5510 Sayılı Kanun'un geçiş hükümlerini düzenleyen Geçici 7. maddesinde yer alan “Bu Kanun'un yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanun'la mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 Sayılı Ka-nun'lar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 Sayılı Kanun'un geçici 20. maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.” Hükmü uyarınca, davanın yasal dayanağının 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu olduğu belirgindir.

Uyuşmazlığın çözümü, sigortalılık niteliğini taşıdıkları halde Bağ-Kur'a kayıt ve tescil yaptırmamış olanlar hakkında 1479 Sayılı Kanun'da öngörülen düzenlemelerin irdelenmesini zorunlu kılmaktadır.

1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal SigortalarKurumu Kanunu, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına en son alınan “esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlara”, Kanunda yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup, 26.madde ile sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçını-lamayacağını, bu kanun'a göre sigortalı sayılanların sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğunu, aksi durumda Kurum tarafından resen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır.

22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 Sayılı Kanun ile 1479 Sayılı Kanun'un 24. maddesinde yapılan değişiklikte; “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlar”dan, gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlanıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.

Buna karşın, 1479 Sayılı Kanun'da sigortalılık hak ve mükellefiyetle-rinni belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemelere de yer verilmiş ve 1479 Sayılı Kanun'da, 506 Sayılı Kanun'un 79/10.maddesine parallel nitelikte bir düzenleme bulunmadığı için, kural olarak hizmet tespiti davası açılmasının mümkün olmadığını dikkate alan yasa koyucu, sigortalılık niteliğini taşıdıkları halde Kuruma tescil edilmemiş kişilere zaman zaman kendi ad ve hesaplarına bağımsız çalıştıkları süreleri borçlanma ve bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirilmesi olanağını tanımıştır.

Belirtilen düzenlemelerden ilki olan “Tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler” başlıklı Ek Geçici 13. madde hükmünde, tescilleri yapılmamış ancak sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden Kanunun tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 Sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 20.04.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.

619 sayılı KHK'nin Geçici 1. maddesi hükmünde ise;

“Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar. Ancak, 1479 Sayılı Kanun'a göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.04.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.”

Denilmekte olup, anılan Kanun Hükmünde Kararname 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, Anayasa Mahkemesi'nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.

Bu iptal sonrasında benzer bir düzenlemeyi öngören ve 02.08.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 4956 Sayılı Kanun'un 47. maddesi ile 1479 Sayılı Kanun'a eklenen Geçici 18.madde;

“Bu kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar. Ancak, bu kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49. ve ek 15. maddelere göre hesalanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” Hükmünü amirdir.

Geçici 18. madde düzenlemesi 24.07.2003 tarih 4956 Sayılı Kanun ile getirilmiş ve 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, buna göre, maddede öngörülen başvuru süresi 02.02.2004 günü mesai bitimi itibariyle sona ermiştir.

Tüm bu düzenlemelerde ortak nokta, tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılmasına karşın, kanunda tanınan süreler içinde borçlanma hakkının kullanılabilecek olmasıdır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmiş olan 619 sayılı KHK, borçlanma hakkı için bir süre de öngörmemiştir. Anılan hükümle belirtilen şartları yerine getiren kişiler maddede belirtilen sürelere ilişkin prim tutarlarını ödeyerek o döneme ilişkin süreleri sigortalı saydırabileceklerdir. Anılan düzenleme ile borçlanma hakkı, 04.10.2000 tarihinden sonra zorunlu sigortalı olarak Bağ-Kur'a tescil edilmiş olanlardan, daha önce vergi kaydı bulunanlara tanınmıştır.

Kanunda, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlaması için öngörülen tarihlerden itibaren, borçlanma hakkı belirtilen bu süreler dahilinde kullanılmalıdır.Bu süreler içinde borçlanma hakkının kullanılmaması halinde ise, sonrasında Bağ-Kur sigortalılığının tespitine olanak bulunmamaktadır. Zira 1479 Sayılı Kanun'da hizmet tespitine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, 1479 Sayılı Kanun'un Geçici 18. maddesinde öngörülen “yazılı başvuru” şartı, şekil şartı olmayıp; sigortalının, 04.10.2000 tarihi öncesi döneme ilişkin vergiye kayıtlı olduğu süreyi, yasada belirtilen altı aylık süre içinde, Kuruma başvuruda bulunması veya borçlanma süresine ilişkin primi ödemesi halinde, prim ödemesinin de, borçlanma iradesini ortaya koymuş olacağı kabul edilerek sözkonusu maddeden yararlanması için yeterli sayılmalıdır. Ancak altı aylık yasal sürenin geçirilmesi halinde anılan maddeye göre, 04.10.2000 tarihi öncesi vergiye kayıtlı olunan dönemin 1479 Sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Nitekim, Hukuk Genel Kurulu'nun 06.10.2010 gün 2010/21-467 E. 2010/464 K., 15.06.2011 gün 2011/10-170 E. 2011/413 K. ve 29.02.2012 gün 2011/10-802 E. 2012/104 K. sayılı kararları da aynı mahiyettedir.

Somut olayın incelenmesinde; davacının 01.03.1988 tarihinden itibaren vergi ve oda kaydı mevcut olduğu, 16.03.2005 tarihinde Kuruma ibraz edilen giriş bildirgesi ile 1479 Sayılı Kanun uyarınca kayıt ve tescil talebinde bulunduğu, bu tarihten önce kuruma herhangi bir başvurusu veya prim ödemesi bulunmadığı,kurumca 1479 Sayılı Kanun'un Geçici 18. maddesi uyarınca sigortalılığının 04.10.2000 tarihinden itibaren başlatıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında; davacının Kuruma tescil için başvurduğu 16.03.2005 tarihinde yürürlükte bulunan düzenlemelere bakıldığında, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin 04.10.2000 tarihinde başlatılmasına ilişkin 4956 Sayılı Kanun'un 47. maddesi ile 1479 Sayılı Kanun'a eklenen ve 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 18.mad-de Kuruma başvuru tarihinde yürürlükte olup, anılan hüküm uyarınca 04.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağından, bu kapsamda 04.10.2000 tarihinden önce Kuruma kayıt ve tescilli bulunmayan davacının sigortalılığının anılan tarihten başlatılmasına ilişkin Kurum işlemi yerindedir.

Öte yandan; davacının Geçici 18. maddenin 2. cümlesinde öngörülen ve 04.10.2000 tarihi öncesi döneme ait vergi kaydı bulunan dönemler için borçlanma imkanı sağlayan hükmünden yararlanmak için, maddede belirtilen süre içinde Kuruma müracaatı veya borçlanma iradesini ortaya koyacak şekilde herhangi bir prim ödemesi bulunmadığından, süresinde borçlanma talebinde bulunmayan davacının, geriye dönük olarak vergiye kayıtlı olduğu süreleri borçlanması ve buna dayalı olarak sigortalılığının tespitine de yasaca olanak bulunmamaktadır.

O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8/3. fıkrası uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.