BAŞKASININ TASARIMINI TAKLİT - GEREKÇE İLE HÜKÜM FIKRASININ ÇELİŞMESİ

554 Sayılı KHK’ye göre başkasının tasarımını izinsiz taklit tescilden doğan hakkın tecavüzünü oluşturur.

BAŞKASININ TASARIMINI TAKLİT - GEREKÇE İLE HÜKÜM FIKRASININ ÇELİŞMESİ
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E: 2012/3577 K: 2013/3187 T: 22/02/13

 

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 17.12.2009 tarih ve 2003/1097-2009/276 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

 

Davacı vekili, müvekkilinin uzun yıllardan beri abiye bayan elbiseleri üretimi ve ticareti ile uğraştığını, müvekkili adına TPE nezdinde tescilli olan 19.08.2002 tarih ve 2002/02167 tescil sayılı, 18 ve 25 numaralı özgün tasarımların davalı tarafından taklit edilerek piyasa sürüldüğünü, bu hususun delil tespiti dosyasıyla mahkemece tespit edildiğini ileri sürerek, 554 Sayılı KHK çerçevesinde davalının müvekkiline ait 2202/02167 sayılı tasarımlarından doğan haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin men'ini, taklit ürünlerin ve tanıtım vasıtalarının imhasını, haksız rekabete ilişkin sonuçların ortadan kaldırılmasını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000.00 TL. maddi ve 5.000.00 TL.manevi tazminatın 19.08.2002 tarihinden itibaren en yüksek ticari faiziyle tahsilini, davalının haksız rekabete konu işlemlerden elde etmiş olduğu kazancın işlem tarihlerinden itibaren ticari faiziyle müvekkiline devrini ve hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir.

Davalı ve karşı davacı vekili, davalının tasarımlarının yenilik ve ayırt edicilik özelliklerinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, karşı davasında ise, davacı-karşı davalı adına tescilli 2002/02167 ve 2002/00717 sayılı 18, 25 ve 41 numaralı tasarımların yenilik ve ayırt edicilik özelliği bulunmadığını, müvekkilinin firmasında tespiti yapılan ürünlerin müvekkilince başka bir firmadan Polin etiketi altında satın alındığını ileri sürerek, hükümsüzlüklerinin tespitini ve iptalini talep ve dava etmiş, ancak daha sonra davasını takipsiz bırakmıştır.

Mahkemece; iddia, savunma, 2003/233 D.iş Esas sayılı dosyada alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının davacının 2002/02167 tescil sayılı, 18 ve 25.numaralı tasarımlarını aynen taklit ederek piyasaya sunduğu, 554 Sayılı KHK'ya göre, başkasının tasarımını izinsiz taklit etmenin, hak sahibinin tasarım tescilinden doğan haklarına tecavüz oluşturacağı, davalının ürünü başkasından satın almış olmasının, sorumluluğunu kaldırmayacağı, tazminat hesabına yönelik alınan bilirkişi raporunda sadece yed-i emine teslim edilen ürün sayısına göre tazminat hesabı yapıldığından davacının gerçek zararını yansıtmadığı, bu nedenle BK'nın 42.maddesi de dikkate alınarak 1.000.00 TL maddi ve 3.000.00 TL manevi tazminatın takdirinin uygun bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalının davacının tescilli tasarımlarına tecavüzü ile haksız rekabetinin tespiti ve önlenmesine, anılan tasarımların kullanılmasının önlenmesine, 1.000.00 TL maddi ve 5.000.00 TL manevi tazminatın 18.09.2003 tarihinden itibaren en yüksek ticari faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK'un 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Bu kurallar yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta denilebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Yargıtay içtihadı birleştirme genel kurulunun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 sayılı Kararında da, kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağına içtihat edilmiştir. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, ayrıca gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluktur.

Somut olayda mahkemenin gerekçesinde, davacı lehine “3.000.00 TL.” manevi tazminatın takdir edildiği belirtilmişse de, hüküm kısmında “5.000.00 TL.” manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilerek, kısa kararda yer verilmeyen tazminat miktarına gerekçeli kararda yer verilmek suretiyle iki karar arasında çelişki yaratılması doğru görülmemiş, kararın bu gerekçeyle bozulması gerekmiştir.

2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.