FATURANIN DELİL NİTELİĞİ • İTİRAZ EDİLMEYEN FATURA

Fatura tacirler arasında geçerli olan ispat belgesidir. Faturanın delil olabilmesi için tanzim edenle adına fatura düzenlenen arasında akdi bir ilişkinin olması gerekir. Faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olması faturayı yazılı delil haline getirir ve bu durum karşısında o faturanın hilafı sadece yazılı belge ile ispatlanabilir.

FATURANIN DELİL NİTELİĞİ • İTİRAZ EDİLMEYEN FATURA
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E: 2011/15-472 K: 2011/608 T: 05/10/11

 

(...Dava eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup bakiye iş bedelinin tahsili için yapılan ilamsız icra takibine itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkindir.

 

Mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Davalı yanca davacı ile sözleşmeyi yapanın dava dışı S.Ltd. Şti. olduğu savunulmuş ise de; bu savunma kanıtlanamadığı gibi mahkemenin akdi ilişkinin taraflar arasında kurulduğuna dair gerekçesine karşı davalı temyiz talebinde bulunmadığından taraflar arasında sözlü eser sözleşmesi ilişkisinin kurulduğunun kabulü zorunludur. Davacı yüklenici iş bedelinin faturada belirtildiği gibi KDV dahil 78.470.00 TL.olduğunu ileri sürmüş, davalı ise bedelin 66.500.00 TL.olduğunu savunmuş olup taraflar sözleşme bedeli konusunda anlaşamamışlardır. İş bedelinin kararlaştırılmadığı ve tarafların bedelde anlaşamadıkları durumda iş bedelinin, BK.nın 366.maddesi hükmünce yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçlerine göre tespiti gerekir. Dairemizce götürü bedelli işlerde aksi kararlaştırılmamışsa KDV.nin götürü bedel içerisinde yer aldığı kabul edilmektedir. Ancak somut olayda bedelin götürü olduğu da sabit değildir.

Bu durumda mahkemece konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle gerekirse mahallinde keşif de yapılarak davacının gerçekleştirdiği fatura kapsamındaki imalatların yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçlerine göre bedelini hesaplattırması, bulunacak bu miktardan yapılan ödeme düşüldükten sonra varsa kalan miktar üzerinden itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ve eksik inceleme sonucu davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67.maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı/yüklenici/alacaklı vekili, davalı/borçlu ile müvekkili arasındaki sözleşmeye uygun olarak, müvekkilinin bazı tadilat ve dekorasyon işlerini yapıp, anlaşılan şekilde eksiksiz ve ayıpsız olarak teslim ettiğini, faturaya bağlanan bu alacağını tahsili için borçlu aleyhine giriştikleri takibe borçlunun, taraflar arasında sözleşme ilişkisi olmadığı, işler için bu bedele anlaşılmadığı, işin eksik yapıldığını beyanla haksız yere itiraz ettiğini, oysa takibe kadar taraflarına işin eksik yapıldığı ve ayıplı olduğu yönünde herhangi bir ihbarının olmadığını ifadeyle, takibe vaki itirazın 11.970.00 YTL.(TL.) kısım yönünden iptali ile takibin devamını, bu tutara takip tarihinden itibaren faiz işletilmesini, %40'tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan alınmasını istemiştir.

Davalı/gerçek kişi/borçlu vekili, davalı ile davacı arasında yazılı ya da sözlü bir sözleşme bulunmadığını, aksi ilişkinin davacı şirket ile dava dışı S.Ltd.Şti. arasında olup, tadilat ve dekorasyon işlerinin müvekkilinin kullandığı yeri de kapsayacak şekilde yapılması nedeniyle, vekaletsiz iş görme hükümlerinin söz konusu olduğunu, asıl iş sahibi S.Ltd.Şti. ile iç ilişki gereği müvekkili tarafından payına düşen ve KDV dahil 66.500 YTL. (TL) olarak belirlenen iş bedelinin ödendiğini, borçları olmadığını, ayrıca işin götürü olup, bu hallerde KDV'ye yönelik açık bir koşul bulunmadığı takdirde KDV'nin götürü bedel içinde olduğunun kabul edileceğini, belirterek, davanın reddini savunmuş ve davacı alacaklı aleyhine %40 tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

Davacı/yüklenici cevaba cevabında; borçlunun kendisine tebliğinden itibaren yasal sürede iş bedeline ilişkin fatura kapsamına itiraz etmediğini, itiraz dilekçesi kapsamını kabul etmemekle beraber icra takibinin sehven tüm borç miktarı üzerinden yapıldığını, ödenmeyen kısım olan ve eldeki davaya konu edilen 11.970.00 TL. miktarın ise KDV alacağı olduğunu ifade etmiştir.

Yerel mahkemece, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığı, iş bedelinin götürü olarak tespit edildiğine ilişkin davalı iddiasına davacının karşı çıkmaması nedeniyle iş bedelinin götürü olarak kararlaştırıldığının kabulü gerektiği; 66.500.00 YTL. (TL.) iş bedelinin dava takipten önce ödendiğinin davacının da kabulünde olduğu, eldeki davanın konusunu KDV alacağının teşkil ettiği; kural olarak KDV'nin götürü bedele dahil olduğu, sözleşmede ayrı bir hüküm bulunmadıkça bunun iş sahibinden talep edilemeyeceği, davacı yüklenicinin KDV'nin götürü bedele dahil olmadığını yazılı delille ispatlayamadığı gibi verilen kesin sürede davalı iş sahibine yemin de teklif etmediği; bu nedenle KDV'nin bedele dahil olduğunun kabulü gerektiği, bedelin de davalı/borçlu tarafından dava ve takipten önce ödendiğinin tartışmasız olduğu, gerekçesiyle hem davanın hem de davalının kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.

Davacı/yüklenici şirket vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece; yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçeyle karar bozulmuştur.

Yerel mahkemece, “iş bedelinin ihtilafsız olduğu, taraflarca götürü bedelle anlaşıldığı ve KDV'nin bu bedele dahil olduğu, aksinin davacı yanca kanıtlanamadığı” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiş; hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.

Açıklanan maddi olgu, Özel Daire ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle, taraflar arasında sözlü eser sözleşmesi bulunduğu, işin tamamlanıp, takibe konu miktarın “KDV” dışındaki bölümünün takip ve davadan önce ödendiği, eldeki taraflar arasında ihtilaf bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Hemen belirtmelidir ki, tarafların arasında, iş bedelini kararlaştırma biçimini ve ödenecek miktarı ortaya koyan, yazılı herhangi bir belge ve sözleşme bulunmamaktadır.

Davacı/alacaklı/yüklenici, iş bedeline karşılık olduğunu ileri sürdüğü 28.12.2005 tarih ve A-020609 numaralı “M.A Blok 12.kat için (M.E.M.) Dekorasyon İşleri Bedeli açıklamalı, içeriğinde kullanılan malzemelerin dökümünün yapıldığı, 66.500 YTL.(TL.) ve %18 KDV 11.970 YTL.(TL.) den oluşan 78.470 YTL.(TL.) Genel toplam bedelli açık faturaya dayanarak 17.11.2006 tarihinde davalı/borçlu aleyhine ilamsız takibe girişmiş; 78470 YTL.(TL.) asıl alacak ve ferilerinin tahsilini istemiştir.

Davalı/borçlu takibe itiraz ederek; asıl alacak dışındaki alacak kalemlerini kabul etmediklerini, asıl alacak miktarı olan KDV dahil 66.500 YTL(TL) parayı da fatura tanziminden ve takipten önce alacaklı/davacıya ödediklerini, başkaca borçlarının bulunmadığını, açık fatura düzenlenmesinin ve ödenen bu bedel üzerinden ayrıca KDV istenmesinin yerinde olmadığını bildirmiştir.

Davacı/Alacaklı eldeki dava ile takibe vaki itirazın iptalini istemiş; iş bedeline ilişkin alacağını içeriği yukarıda açıklanan faturaya dayandırılmıştır.

Bu nedenle, öncelikle, fatura ve faturanın delil olma niteliğine ilişkin açıklamaların yapılmasında yarar vardır:

6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) 229. Maddesinde yer alan tanımlama ise: “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır.” Şeklindedir.

Ticaret Kanunu'nda ve Vergi Usul Kanunu'nda fatura ile ilgili başkaca düzenlemeler de bulunmaktadır.

Nitekim, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 232. Maddesinde; fatura düzenlemesinin hangi hallerde ve kimler için mecburi olduğu hususunda düzenleme yapılmıştır.

Diğer taraftan, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23. Maddesinin birinci fıkrasında; “Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine fatura verlmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” Denilmekte; ikinci fıkrasında da; “Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır.” Hükmü yer almaktadır.

Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur.

Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin TTK'nın 23/2. Maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez.

Kısacası; TTK'nın 23. Maddesinin 2. Fıkrası uyarınca gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması halinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş ya da iş görmüş bir tacir olması gerekir.

TTK'nın 23. Maddesinin 2. Fıkrası hükmü ile, fatura özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olarak kabul edilip; süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenleyenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır.

Eş söyleyişle, faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. Maddesinin 2. Fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır.

Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin varlığı şarttır.

TTK'nın 23.maddesinin 2. Ve 3.fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.

Nitekim, 27.06.2003 gün ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da aynı hususlara yer verilmiştir.

Taraflar arasında bir sözleşmenin varlığı halinde, satıcı veya imal eden yahut iş gören kimse kendiliğinden ve tek taraflı olarak mukavele şartlarını tadile kalkışamaz. Ancak, taraflar arasında yazılı bir sözleşme yoksa, fatura münderecatına sekiz gün içerisinde itiraz edilmemiş olması halinde, bu sükut, faturaya yazılı bir delil olma vasfını verir ve karşı taraf yani müşteri veya iş yaptıran kimse, faturanın hilafını ancak yazılı bir vesika ile bir itirazda bulunmaması, taraflar arasındaki münasebette yazılı bir delilin doğumunu intaç eder ve bu takdirde de 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ve diğer kanunların öngördüğü “yazılı delil”ler hakkındaki hükümleri cari olur (Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İstanbul 2004, 4.Bası, Cilt: 1, s.219-220)

Faturaya karşı alıcının sekiz günlük itiraz süresinin başlayabilmesi için, faturanın, satıcı tarafından alıcıya tebliğ edilmiş olması şarttır.

Faturaya karşı yapılan itiraz, hem bir “ihbar” ve hem de faturanın düzenlenip muhataba gönderilmesi ile vücut bulan ve TTK'nın 23.maddesinde “bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır” şeklinde ifade edilen karineyi bertaraf (ıskat) anlamı taşıdığı için yazılı olması gerekir. (Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İstanbul 2004, 4.Bası, Cilt 1, s.221)

Faturanın içeriğine karşı yapılan itirazlarda, satıcı, iş yapan veya yüklenicinin ticari defterlerinin incelenmesi ve düzenlenen faturanın defter kayıtlarıyla uyumlu olması gerekir ise de, faturanın tebliğ edildiği hususunun sabit olduğu hallerde, o faturanın ticari defterlere kaydedilip kaydedilmediğinin araştırılmasının önemi yoktur.

Her ne kadar TTK'nın 23.maddesi hükmü, tacir sıfatının sonuçlarını düzenleyen kısımda yer almış ise de, faturayı alan kişi tacir sıfatını taşı-masa da itiraz mecburiyeti onun için de geçerlidir.

Açıklanan bu maddi hukuk kuralları, somut olay ortaya konularak değerlendirildiğinde;

Davacı/alacaklı/yüklenici şirket, davalı/borçlu/iş sahibine ait iş yerinin bir kısım tadilat ve dekorasyon işlerini yapmış ve karşılığında icra takibi ve kısmen de dava konusu 28.12.2005 keşide tarihli, 66.500.00 TL. asıl alacak, 11.970.00 TL. KDV alacağından oluşan toplam 78.470.00 TL. bedelli faturayı düzenlemiştir.

Davalı/borçlu tarafından sözleşmenin davacı ile dava dışı S.Ltd.Şti. arasında kurulduğu, S.Ltd.Şti. ile iç ilişkisi nedeniyle kendisinin ödemede bulunduğu savunulmuş ise de, davalı tarafından bu iddia kanıtlanamadığı gibi, mahkemece de akdi ilişkisinin varlığının kabulü ile bedelin götürü olarak tespit edildiği sonucuna varılmış; Özel Daire bozma ilamında da belirtildiği üzere, mahkemenin akdin varlığına ilişkin bu kabulü ve gerekçesi davalı tarafından temyiz edilmediğinden, taraflar arasında sözlü bir eser sözleşmesinin kurulduğu ve sözleşme konusu işin yapıldığı olgusu kesinleşmiş; bu konuda diğer taraf lehine usuli kazanılmış hak gerçekleşmiştir.

Bu nedenledir ki, eldeki uyuşmazlığın çözümünde taraflar arasında akdi ilişki kurulduğunun kabulü ile sonuca varılması gerekmektedir.

Taraflar arasında akdi ilişki bulunduğuna göre, bedelin ispatına yönelik olarak faturaya dayanılması olanaklıdır.

Davacı/alacaklı da iş bedelinin tahsili için giriştiği takibi faturaya dayandırmıştır.

Davalı/borçlu gerek icra takibine itiraz, gerekse eldeki davaya cevap dilekçesinde fatura münderecatına yasal sürede itiraz ettikleri yönünde bir savunma getirmediği gibi; faturanın davacının yaptığı işin karşılığı olmadığına ilişkin bir itirazda da bulunmamıştır. Aksine davalı/borçlu işin karşılığının götürü olarak belirlendiğini, KDV'nin bedel içinde yer almakla ayrıca istenemeyeceğini savunmakla faturanın iş bedeline ilişkin olduğunu kabul etmiştir. Faturada yer alan KDV dışındaki miktarın davalı/borçlu tarafından bu işin karşılığı olmak üzere dava ve takipten önce ödendiği de tarafların kabulünde olup, dosya kapsamı ile belirgindir.

Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sonunda, tüm açıklanan olgular gözetilerek, dava konusu faturanın, taraflar arasındaki sözlü sözleşmeye konu iş için düzenlenerek davalı/borçluya tebliğ edildiği; davalı/ borçlu buna yasal süre içinde itiraz etmediğinden münderecatını kabul etmiş sayılacağı oybirliği ile kabul edilmiştir.

Diğer taraftan, davalı/borçlu tarafından, aksi iddia edilmediğinden işin teslim edildiğinde de duraksama bulunmamaktadır. Her ne kadar davalı/ borçlu savunmasında, işin eksik ve ayıplı teslim edildiğinden bahsetmiş ise de bu konuda ayıp ihbarında bulunmamış, miktar belirterek bir dava/ karşı dava açmamış olduğundan bu savunmasına da itibar edilmemiştir.

Şu hale göre, taraflar arasındaki sözlü eser sözleşmesi gereğince yapılan işin bedelinin, kesinleşmiş bu faturada yer alan miktar olduğu, o nedenle iş bedelinin tespiti yönünden yeniden araştırma yapılmasına gerek bulunmadığı, davacının iş bedeline yönelik talebinin bu çerçevede ve mevcut delillere göre değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Hal böyle olunca, davalı/borçlu kendisine tebliğinden itibaren 8 (sekiz) gün içinde faturaya itiraz etmediğine göre münderecatını kabul etmiş olduğundan, faturada yer alan (66.500.00 TL.+ 11.970.00 TL. = 78.470.00 TL.)miktarı faturayı tanzim eden alacaklı/yüklenici /davacıya ödeme yükümü altındadır. Oysa ki, davalı/borçlu, faturada gösterilen toplam

78.470.00 TL. bedelden sadece 66.500.00 TL.iş bedelini ödemiş; yine faturada gösterilen ve kesinleşen 11.970.00 TL.KDV bedelini ise ödememiştir. Böylece kesinleşen fatura kapsamında yer alan ve ödenmeyen miktarı teşkil eden 11.970.00 TL.KDV’nin de davalı/borçlu tarafından davalı/alacaklıya ödenmesi gerekir.

Sonuç itibariyle; iş bedelinin bu dosya kapsamına göre fatura bedeli olduğunun kabulü ile davalı/alacaklı eksik ödenen bedele yönelik takibinde ve bu takibe davalı/borçlunun itirazının iptali isteminde haklıdır.

Yerel mahkemece, yukarıda açıklanan tüm yasal dayanak ve maddi olgular göz ardı edilerek davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

Bu itibarla; direnme kararının yukarıda açıklanan değişik nedenlerle bozulması gerekir.

SONUÇ

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici madde3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 12.10.2011 gününde ikinci görüşmede, oybirliği ile karar verildi.