İNANÇLI İŞLEM • İYİ NİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN HAKLARI

İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığında bulunan bir hakkını inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemdir. Öte yandan; inançlı işleme konu olan şeyi iyiniyetle kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı geçerlidir.

İNANÇLI İŞLEM • İYİ NİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN HAKLARI
YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E: 2009/11391 K: 2010/1223 T: 09/02/10

 

Dava, inanç ilişkisine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

 

Karşı davada, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmiştir. Hükmü temyiz eden davalılar A. ve M.R iyiniyetli kayıt maliki olduklarını, davanın reddini savunmuştur.

Diğer davalılar davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece asıl dava kabul edilmiş, davalılar A.E. ve M.N.U. hakkında açılan davanın husumet noktasından reddine, karşı davanın da reddine karar verilmiştir.

Hükmü davacı İ., davalılar A., M. ve K. temyiz etmiştir.

1-    Davalı K. 01.07.2009 tarihli dilekçesi ile temyizden feragat etmiş olduğundan temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.

2-    Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacının bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.

3-    Davalılar M. ile A'nın temyiz itirazlarına gelince;

Burada öncelikle davada dayanılan 23.10.1997 ve 23.02.2004 tarihli davalı K. imzası bulunan senetler üzerinde durulması gerekecektir.

Adli Tıp Kurumu'nun 05.12.2008 tarihli raporunda “söz konusu belgelerin imzadan faydalanmak suretiyle düzenlenmiş” başka bir anlatımla açığa verilen imzalı belgenin sonradan doldurulması suretiyle yapıldığı vurgulanmıştır. Bir kimsenin bu şekilde açığa imza atarak aleyhine sonuç meydana getirecek senet düzenlemesi mümkündür. Zira senet altındaki imzanın davalı K.A'ya ait olduğu saptanmış, HUMK'un 290. maddesi uyarınca yazılı şekilde kanıtlayama-mıştır. O halde, her iki senet de davacı ile davalılardan K.A'ya arasında inanç ilişkisinin bulunduğunu göstermektedir.

İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.

İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.

İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da neneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.

İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (...gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.

Ne var ki, somut uyuşmazlıkta 1470 ada (..) sayılı parsel üzerindeki (A) Blok 1. kattaki 4 numaralı bağımsız bölümün mülkiyeti inançlı işlemle 23.10.1997 tarihinde K.e temlik edilmiş, bu kişi taşınmazı 20.07.2001 tarihinde davalılardan A'ya, bu kişi de 03.03.2003 tarihinde diğer davalı M'ye tapuda intikal ettirmiştir. Bu davalıların durumunun da Türk Medeni Kanunu'nun 1023 ve 1024. maddelerine göre incelenmesi gerekecektir.

Hukukumuzda kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzeninin satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak

gerekirse iyiniyetten maksat “hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.” Belirtilen ilke Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur,” şeklinde yer almış, aynı ilkeye tamamlayıcı nitelikteki 1024. maddede “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Eldeki davada yapılan temliklerde yasanın 1024. maddesine göre kötüniyetli kabul edilebilecek kişi davalılardan A. bundan sonraki temliklerde başka bir deyişle davalı M'ye yapılan temlik işleminde bu davalının 1024. maddesi uyarınca ayni hakkın yolsuz tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken kişi durumunda olduğu kabul edilemez.

Mahkemece yapılan bu saptamalara göre davacının mülkiyet aktarımına ilişkin isteğinin reddi yerine hüküm altına alınması yanlıştır.

Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ

Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle davalı K. temyiz dilekçesinin reddine, 2. bent uyarınca davacının bütün temyiz itirazının reddine, hükmün 3. bentte açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 750 t duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak hükmü temyiz eden davalılara verilmesine, peşin harcın istek halinde davalılar M. ve A'ya verilmesine 09.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.