KARGO ŞİRKETİ • ACENTE SÖZLEŞMESİ • GERÇEK İŞVEREN

Somut olayda Ticaret Hukuku’na uygun bir acentelik sözleşmesi ilişkisinin kurulmadığı, yönetim hakkının davalı şirkete ait olduğu, şeklen acente gibi görünen yerde çalışanların acente işçisi değil davalı şirketin işçisi olduğu anlaşılmaktadır.

KARGO ŞİRKETİ • ACENTE SÖZLEŞMESİ • GERÇEK İŞVEREN
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ E: 2013/14755 K: 2013/15294 T: 24/06/13

 

Davacı İsteminin Özeti:

 

Davacı, davalı işyerinde 02.08.1999 tarihinden iş sözleşmesinni haksız olarak feshedildiği 01.07.2011 tarihine kadar şube müdürlüğü pozisyonunda göreve yaptığını, önce sigortalı olarak 3-4 ay davalı şirketin Yenidoğan Şubesinde müdür olarak çalışmakta iken zamanla muvazaalı ve dayatılan sözleşmeler ile diğer işçilerin işvereni konumuna getirildiğini, en son olarak davalı işyerinin Gölcük şubesinde şube müdürü olarak çalıştığını, yaklaşık 12 yıllık çalışma hayatı sonrası hiçbir tazminatını almadan işine son verildiğini, çalışma koşulları nedeniyle ruhi ve psikolojik bütünlüğünün de zarar gördüğünü ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, müşteri tazminatı, ödemek zorunda kaldığı Sosyal Güvenlik Kurumu ve vergi borcuna dair zararlara karşılık tazminat, manevi tazminat, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili ücretinin davalıdan tahsiline ve davalıya verilen teminat senedinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, 31.08.2010 tarihli vekalet sözleşmesinin kapsamı, tarafların hak ve yükümlülüklerine göre bu sözleşmenin iş sözleşmesi olmayıp “acentelik sözleşmesi” olduğunu, taraflar arasında iş sözleşmesi bulunmadığından davanın görülmesinin Ticaret Mahkemesi'nin görev alanına girdiğini ve talep konusu tüm alacakların zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, bir sözleşmenin hizmet ya da vekalet olduğu hususunda kuşkuya düşüldüğünde, vekalet sözleşmesi olduğunun kabulünün gerektiği, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmayıp uyuşmazlığın vekalet sözleşmesinden kaynaklandığını ve uyuşmazlık konusunun ticaret mahkemesinin görev alanında bulunduğu gerekçesi ile mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.

Mülga 6762 sayılı TTK m. 116/1'e göre acente; “ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye” denir. Buna göre acente, sözleşmelerde aracılık etmek ve sözleşmeleri işletme adına yapmak üzere iki faaliyette bulunmaktadır. Aynı Kanun'un 116. maddesinin ikinci fıkrasında aracı acente hakkında telalık, işletme adına sözleşme yapma yetkisini haiz acente hakkında komisyon hükümlerinin, bunlarda da hüküm bulunmaması halinde vekalet hükümlerinin tamamlayıcı hüküm olarak kullanılması gerektiği belirtilmiştir. Benzer hüküm 6102 sayılı TTK'nın 102.maddesinde de düzenlenmiştir.

Acentenin tanımından da anlaşılacağı üzere en önemli unsuru ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya hizmetli gibi tacire bağımlı olmamasıdır. Acente kendi faaliyet düzenini, çalışma saatlerini ve zamanını serbestçe tayin edebiliyorsa bağımsız sayılır. Acente, bağımsızlık ilkesi gereği, kural olarak işletmenin masraflarını ve rizikosunu bizzat taşımalı, kendi personelini kendisi tayin etmeli, kendi firmasına ilişkin antetli kağıtları kullanmalı, kendi ticari defterlerini tutmalı müşterilerini kendisi seçmeli kısaca kendi ticari işletmesini bağımsız bir tacir sıfatıyla işletmelidir. Bu nedenle müvekkili acenteye faaliyet ve çalışma düzenine ilişkin olarak idari nitelikli emir ve talimat veremez.

Davacı, işverenin şubeleri acenteye çevirdiğini ve şube müdürleri ile muvazaalı şekilde acente sözleşmeleri imzaladığını ileri sürmektedir.

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, acentede kullanılacak tüm araçların davalı şirket tarafından temin edileceği, acentenin kargo taşımacılığına ilişkin davalı tarafça verilen yetki kapsamında hareket edeceği, yönetim hakkının davalı şirkette olduğu, davalı şirket ile davacı arasında yapılan acentelik sözleşmesinin TTK.m.116'ya uygun bulunmadığı, gerçekte şube müdürü olan çalışanlara acente sıfatı verilmek surety ile davalı işverenin işyerindeki faaliyetini sürdürdüğü, acente olarak gösterilen kişinin bağımsız bir tacir sıfatıyla hareket etmediği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davacı işçi başlangıçtan itibaren davalı şirketin işçisi olduğundan mahkemenin görevsizlik kararında isabet bulunmamaktadır.

Kabule göre de, 6100 sayılı HMK'nın 20, 114/1 - c, 115/2. maddelerine göre mahkemenin görevli olmadığının anlaşılması halinde görevsizlik kararı ile birlikte dava şartı yokluğu nedeni ile davanın usulden reddedilmesi gerekirken bu husus kararda yer almamıştır. Davacı vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları yerinde görüldüğünden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.