MURİS MUVAZAASI * MURİS MUVAZAASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

Miras bırakanın alım gücü bulunmayan ve birlikte yaşadığı erkek evladı olan davalıya yapmış olduğu pay temlikinin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.

MURİS MUVAZAASI * MURİS MUVAZAASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E: 2012/5462 K: 2012/5712 T: 16/05/12

 

Davacılar, ortak miras bırakanları anneleri L.Ç'nin maliki olduğu 1828 ada 4 parsel sayılı taşınmazını muvazaalı olarak bedelsiz ve satış göstererek davalı oğlu A. ile dava dışı oğlu M'ye temlik ettiğini, davalı ile dava dışı M'nin taşınmazı müteahhide vererek üçer daire aldıklarını, davalının dairelerden ikisini 3. kişilere sattığını ileri sürüp 11 no'lu dairenin tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, üçüncü kişilere satılan dairelerin miras payları oranında bedelinin tahsilini istemişler, yargılama sırasında davalarını ıslah ederek 11 no'lu dairenin de üçüncü kişiye satılması nedeniyle bedelinin davalıdan tahsilini talep etmişlerdir.

 

Davalı, satışın gerçek olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalının dava konusu taşınmazın V2 payını bedelini ödeyerek satın aldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

KARAR

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil ve bedelin tahsili davası iken ıslah ile yalnız bedel isteğine dönüştürülmüş olup mahkemece, kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, tarafların annesi olan murisin, maliki olduğu 407 ada 19 parsel (uygulamadan sonra 1828 ada 4 parsel) sayılı taşınmazı V2 şer paylarla dava dışı oğlu M. ile davalı A. 08.01.1981 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği ve temellük edenlerin kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile dava dışı M'nin üç bağımsız bölüm ve davalı A'nın ise 5,8 ve 11 nolu bağımsız bölümlerin maliki oldukları, davacıların mirasbırakanın yapmış olduğu temliklerin kendilerinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 01.04.1974 tarih V2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunu'nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olaya gelince, davalı A. 1959 doğumlu olup temlik tarihinde 22 yaşında olduğu, düzenli bir gelirinin bulunmadığı gibi, tanık ifadelerinden muris Lütfiyenin mali yardımları ile hayatını idame ettirdiği ve taşınmazdaki payı satın alacak düzeyde ekonomik gücünün bulunmadığı, olaylara dayalı tanık ifadeleri ve dosya kapsamı ile sabittir.

Öte yandan, davacıların davalıyla pek görüşmedikleri ve davalının annesiyle birlikte yaşadığı bildirilmiştir.

Anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, Miras bırakanın alım gücü bulunmayan ve birlikte yaşadığı erkek evladı olan davalıya yapmış olduğu pay temlikinin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.

Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle (6100 Sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.