MURİS MUVAZAASI • SONUÇLARI • ARAŞTIRMA YÖNTEMİ

Mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği taşınmazını tapuda yaptığı resmi sözleşmeyle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle üçüncü kişiye devreden kişinin yaptığı bu işleme Muris Muvazaası denilmektedir. Bu durumda görünürdeki sözleşme gerçek iradeyi göstermediğinden, gizli sözleşme de şekil kuralına aykırı olduğundan geçersizdir. Muris muvazaası davalarında miras bırakanın gerçek iradesinin hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması gerekir.

MURİS MUVAZAASI • SONUÇLARI • ARAŞTIRMA YÖNTEMİ
YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E: 2006/13028 K: 2007/2256 T: 07/03/07

 

Davacı olan miras bırakanın eşi ve iki çocuğu, temliklerin kendilerinden mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.

 

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih V2 sayılı inançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunu'nun 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olayda, dosya içeriği ve toplanan delillerden ve yukarıdaki ilkeler çerçevesinde yapılan değerlendirmeden, miras bırakanın, kendisinin yaşam tarzına uygun hareket etmeyen eşi ve çocuklarıyla arasının açıldığı ve bu yüzden ayrı yaşamaya başladıkları, ekonomik durumunun taşınmaz satmasını gerektirmediği, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla taşınmazlarını bedelsiz olarak yeğenleri ile yeğeni A'nın kocası B. ve emanetçi konumundaki H.Ç'ye temlik ettiği,onlardan devralan F.A.S. dışındaki davalıların da muvazaayı bildikleri F.A.S. ise iyi niyetli 3. kişi konumunun aksinin kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında davalı yeğenlerin inşaatın yapımına katkı sağladıkları biçimindeki savunmalarının ancak ayrı bir dava konusu yapılabileceği de açıktır.

Hal böyle olunca, davalı Vakıf hakkındaki davanın kabul edilmesinde ve davalı F.. bakımından davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davalı Vakfın tüm, davacıların ise değinilen yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.

Ne var ki, diğer davalılar bakımından davanın kabul edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu reddedilmesi doğru değildir. Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.03.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.