ŞİKAYET DİLEKÇESİ * ŞÜPHELİLERİN KİMLİĞİ

Şikayet dilekçesinde şüphelilerin kimlikleri açıkça yazmasa bile kim oldukları belliyse dilekçe reddedilemez.

ŞİKAYET DİLEKÇESİ * ŞÜPHELİLERİN KİMLİĞİ
YARGITAY CEZA GENEL KURULU E: 2010/16-114 K: 2010/154 T: 22/06/10

 

Müşteki vekili 18.07.2008 tarihli dava dilekçesiyle, sanıkların alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mevcudunu eksiltmek suçunu işledikleri iddiasında bulunması üzerine, “İİK’in 345. maddesine göre hükmi şahsın temsilcisi hakkında dava açılması gerektiği, bu şahıslar hakkında davanın CMK’nın 170/3. maddesinde belirtildiği şekilde açık kimliğinin olması gerektiği şirket yetkilisi şeklinde belirtmenin sanığı belirlemediği ve davanın usulüne uygun açılmadığı” gerekçesiyle davanın reddine ilişkin Ankara 11. İcra Ceza Mahkemesi’nce verilen 21.10.2008 gün ve 1220-2000 sayılı hüküm, müşteki vekili tarafından temyiz edilmekte, dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 15.06.2009 gün ve 3489-4269 sayı ile;

 

“Şikayetçi vekilinin 18.07.2008 tarihli şikayet dilekçesini ilgili bölümünde “şüpheliler; T. Gıda San. Nak. ve Tic. Ltd. Şti’nin Temsil İlzama yetkili kişi veya kişiler” yazmasına ve dilekçe içeriğinden ve yeni dilekçesine eklediği Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nden (2 Şubat 2005 tarih ve 6231 sayılı) şirket ortak ve yetkilisi olarak sanıklar E.B. ve L.B. olduğunu belirtmesi nedeniyle, dilekçede şirket yetkililerinin isminin belirtilmediği söylenemez. Hal böyle olunca, yargılamaya devamlı sanıklar hakkında şikayetin esası hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme ise, 15.12.2009 gün ve 135-319 sayı ile;

“Ceza Hukuku mevzuatımızda bir kişi hakkında dava açılabilmesi için öncelikle maddi eylem olması, maddi eylemi işleyen kişinin failin belli olması, failin atılı suçları işlediğine dair delil veya kuvvetli emarenin olması ve fail olan kişinin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınması, hakkında dava açılarak iddianamenin kabulünden itibaren sanık sıfatını alması gerekmektedir.

Şirket yetkilisi diyerek sanık hakkında dava açılması, suça sonradan yaratılmasını gerektiği, Hukuk Sistemimizde suçtan sanığa erişmek ve hakkında dava açılı sanık sıfatını aldıktan sonra yargılamanın yapılması gerekmektedir. Bunun iddianamede icra suçlarında, dava dilekçesinde sanığın açık kimliğini belirtilmesiyle olur ve maddi eylemden dolayı sadece bu kişiler hakkında yargılamaya deva edilir. Böyle bir belirleme olmadığında usulüne uygun dava açılmış sayılamayacağı, İİK’in 345. madde gereği davanın reddi gerekeceği, haklarında usulüne uygun açılmış bir dava bulunmayan şirket yetkililerini hakkındaki davanın reddi gerekeceği." gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.

Bu hüküm de müşteki vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma" istemli 07.05.2010 gün ve 17645 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığının gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan uyuşmazlık; müşteki vekili tarafından mahkemeye verilen dava dilekçesinin başlık kısmında şüphelilerin isimlerinin belirtilmesinin zorunlu olup olmadığına ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden:

Müşteki vekili tarafından verilen 18.07.2008 tarihli dava dilekçesinin başlık kısmında şüpheli olarak herhangi bir isim belirtilmeden T. Gıda San. Nak. ve Tic. Ltd. Şti.ni temsil ve ilzama yetkili kişi veya kişiler- Organize Sanayi Bölgesi Arsin-Trabzon" ibaresinin yazıldığı, dilekçenin içeriğinde davaya konu alacağa ilişkin belgelerin altına E.B. ve L.B.’nin imzalarının bulunduğu hususunun ayrıntılı olarak açıklandığı, ayrıca bu kişilerin şirkete %50 oranında ortak oldukları, 15 yıl süreyle tek başlarına ve birlikte şirketi temsile yetkili müdür oldukları dilekçe ekinde sunulan 02.02.2005 günlü Ticaret Sicil Gazetesi’nden anlaşılmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Yasası, bu yasa kapsamında çıkan hukuksal sorunların en kısa ve basit bir şekilde çözümlenmesi yöntemini benimsemiş ve buna bağlı olarak da, yasada düzenlenen suçlara ilişkin 346 ila 354. maddeleri arasında farklı bir yargılama usulü öngörmüştür.

Yasa koyucu 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası ile 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğü giren 5358 ve 06.03.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5582 sayılı Yasalarla İİY’nin çeşitli maddelerinde değişiklik yapmasına karşın bu özel yargılama usulünü bazı küçük değişiklikler dışında aynen korumuştur.

5237 sayılı TCY’de cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, yasada kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Yasası ile idari yaptırımı gerektiren eylemler olarak düzenlenmiş, bir kısım eylemler ise suç haline getirilmiştir. Bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel yasalardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı Yasaya uyarlanması amacıyla 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe konulan 5252 sayılı Türk Ceza Yasası’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasa’nın 7. maddesi ile yasalarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak, İcra ve İflas Yasası’nda, yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezası gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür.

Ancak, bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören yasa koyucu, 01.06.2005    tarihinde yürürlüğe giren 5358 Sayılı Yasa ile İcra ve İflas Yasası’nın 16. bap kapsamındaki fiilleri ikili bir ayrıma tabi tutarak, bir kısım eylemleri suç olarak, diğer bir kısım eylemleri ise, kabahat olarak düzenlenmiştir. Bazı suçların re’sen takibi öngörülmüşken bazı suçların ise takibi şikayet koşuluna bağlanmış, bu husus da suç tanımının yer aldığı maddelerde, “bu suçlar alacaklının şikayeti üzerine takip olunur”, “alacaklının şikayeti üzerine”, “ilgilinin şikayeti üzerine”, “zarar gören alacaklının şikayeti üzerine” ibareleriyle açıkça belirtilmiştir.

İcra ve iflas Yasası’nın 331. maddesinde; “Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlarda bir kısmını mülkünden çıkararak, telef erek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasını uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

.Bu suçlar alacaklının şikayeti üzerine takip olunur” şeklinde düzenlenmiş bulunan “alacaklısını zarara sokmak kasdiyle mevcudunu eksiltme” suç u da kovuşturması şikayete tabii olup dava açma yöntemi, İİY’nın 349. maddesinde;

“Şikayet dilekçe veya şifahi beyanla yapılır. Dilekçeyi veya dava beyanı alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikayetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir. Şahit gösterilmişse o da celbolunur. İki taraf tayin olunan gün ve saatte icra mahkemesini huzuruna gelmeye veya vekil göndermeye mecburdurlar.

İcabında merci, tarafların bizzat hazır bulunmasını emredebilir.

Maznun başka yerde ikamet ediyorsa istinabe yoluyla sorguya çekilir.

Maznun, şikayeti alan veya istinabe edilen icra mahkemesini huzuruna gelmez veya müdafi göndermezse yahut bizzat bulunmasına lüzum görülerse zabıta marifetiyle getirilir. Bu suretle de bulundurulamazsa muhakeme gıyabında görülür.

Şikayetçi muayyen zamanda gelmez ve vekil de göndermezse şikayet hakkı düşer.

Gelmeyen şahitlere yapılacak muamele ile borçlunun gıyabında verilen karara karşı eski hale getirme talebi hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda yazılı hükümler tatbik olunur” şeklindeki açıkça gösterilmiştir.

Şikayet, aynı Yasanın 346 ve 347. maddeleri uyarınca yetkili kılınan icra ceza mahkemesine “fiilin öğrenildiği tarihte itibaren üç ay ve her halde fiilin işlediği tarihten itibaren bir yıl” içinde yapılmalıdır.

Görüldüğü gibi, yasa koyucu bu suça ilişkin olarak, 5271 sayılı CYY sisteminden farklı bir yöntem benimsediğinde, CYY hükümleri değil, İİY hükümleri uygulanmalıdır. Bu husus Ceza Genel Kurulu’nun 13.02.2007 gün ve 16-28 sayılı kararında da açıklanmıştır.

Dava açan belge olması nedeniyle müşteki tarafından icra ceza mahkemesine verilecek olan şikayet dilekçesini, şüpheli veya şüphelilerin isimleri ve şikayet konusu olaya ilişkin bilgileri taşıması zorunlu olmakla birlikte, bu dava dilekçesinin 5271 sayılı CYY’nın 170. maddesinde belirtilen iddianamenin bütün şekil koşullarını içermesi zorunluluğu bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Müşteki vekili tarafından, yerel mahkemeye sunulan 18.07.2008 tarihli şikayet dilekçesinin başlık kısmında şüphelilerin isimleri yazılmamış, ancak yerine “T. Gıda San. Nak.ve Tic. Ltd. Şti’ni temsil ve ilzama yetkili kişi veya kişiler” ibaresi yazılmış, dilekçenin içeriğinde şüphelilere atılı eylemler isimleri de belirtilmek suretiyle açıklanmış, şüphelilerin müşteki bankadan kullandıkları kredilere karşılık imzaladıkları taahhütnamelerin miktar ve tarihleri belirtilmiş, bununla da yetinilmeyerek şüphelilerin anılan limited şirketin %50’şer oranda ortakları ve 15 yıl süre ile tek başlarına ve birlikte yetkili müdürleri olduğunu gösteren ticaret sicil gazetesinin fotokopisi de eklenmiştir.

Bu durum karşısında, şikayet dilekçesinden şüphelilerin kimlikleri hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşıldığında, dilekçede şüphelilerin isimlerinin bulunmadığını söylemek olanaklı değildir. Dilekçenin başlık kısmına şüphelilerin isimlerinin yazılmaması bir eksiklik ise de, yukarıda açıklanan şekilde dilekçenin içeriğiyle bu eksiklik giderilmiştir.

Öte yandan şikayet dilekçesini başlık kısmına şüphelilerin isimleri yazılmadığı için davanın reddine karar veren yerel mahkemenin, bozma sonrasında dilekçede şüpheli olarak ismi geçen E.B’nin savunmasını talimat yoluyla alması ve direnme hükmünde; “sanık E.B. kendisini vekille temsil ettirdiğinden, 160 TL vekalet ücretinin müştekiden alınarak sanığa verilmesine” karar vermesi de şüphelilerin kimliklerini hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde dilekçede yazıldığının bir kanıtıdır.

Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1.    Ankara 11. İcra Ceza Mahkemesi’nin 15.12.2009 gün ve 135-319 sayılı direnme kararının BOZULMASINA,

2.    Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 22.06.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.