TAŞIMA HUKUKU * ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

CMR kuralına göre taşımadan doğan davalarda zamanaşımı süresi bir yıldır. Taşıyanın bilerek ve kötü hareketleriyle oluşan zararda zamanaşımı süresi üç yıldır.

TAŞIMA HUKUKU * ZAMANAŞIMI SÜRELERİ
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E: 2011/12619 K: 2013/1079 T: 24/01/13

 

Davacı vekili, müvekkili sigorta şirketi nezdinde "Nakliyat emtia sigorta poliçesi” ile sigortalı bulunan dava dışı sigortalısına ait taze mantar emtiasının Türkiye'den Bulgaristan'a nakliyesini davalı şirketin gerçekleştirdiğini, nakliye sırasında emtianın -2 derecede taşınması sonucunda donarak hasara uğradığını, ortaya çıkan zarardan davalının sorumlu olduğunu ve hsasr nedeniyle dava dışı sigortalıya 16.822, 00TL ödendiğini, TTK'nın 1301.maddesine göre dava dışı sigortalısının haklarına halef olduğunu ileri sürerek, bu bedelin ödenmesi talebini içeren icra takibine davalı tarafından yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına, davalının %40 icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporlarına göre dava dışı sigortalı gönderenin ön soğutmayı yapmadığı için %25, davalının aracının soğutma sistemin düzgün çalışmaması nedeniyle %75 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalının icra takibine yönelik itirazın 12.024.66 TL'lik kısmının iptaline, bu miktar asıl alacağı takip tarihinden itibaren %27 ve değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebinin reddine, iptal edilen asıl alacak miktarı üzerinden davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava.Türkiye'den Bulgaristan'a davalı tarafından taşınan emtianın alıcısına hasarlı olarak teslimi nedeniyle, dava dışı sigortalıya ödenen sigorta tazminatının davalı taşımacıya rücuundan kaynaklanan icra takibine vaki itirazın iptali isteminden ibarettir.

Davacı vekili, cevap dilekçesinde takibe ve davaya konu alacağın TTK'nın 1301, 767/1 ve CMR 32. maddeleri uyarınca zamanaşımına uğradığını savunmuş. Buna karşın davacı vekilince sunulan replik dilekçesinde davalının takip dosyasına yapmış olduğu itirazın tebliğ edilmediğinden zamanaşımının işlemeyeceği ileri sürülerek bu savunmaya karşı çıkmıştır.

Mahkemece verilen 04.06.2010 tarihli ara karar ile İİK'nin 66.ve CMR'nin 32.maddelerine dayanılmak suretiyle davalının zamanaşımı defi reddedilmiş, davanın esasına girilerek yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne hükmedilmiştir.

Mahkemenin gerek 4.6.2010 tarihli ara kararında ve gerekse de gerekçeli kararında, zamanaşımı süresinin ne zaman başladığına, sürenin ne kadar kabul edildiğine, hangi tarihte kesildiği yahut durduğu ve hangi tarihte yeniden başladığına ilişkin herhangi bir ayrıntıya yer verilmemiş ise de;benimsendiği belirtilen bilirkişi asıl raporunda, BK'nın 136/2.maddesi uyarınca borçlu davalının 20.06.2008 tarihli dilekçe ile kayda geçen borca itirazının davacı alacaklıya tebliğ edilmediğinden bahisle, alacaklının borçlunun itirazından haberdar olmaması nedeniyle haciz talep ettiği tarih ile itiraz tarihi arasında takibin durması gerektiği ileri sürülmüştür.

Bu durumda, yukarıda belirtilen hususlar üzerinde ayrı ayrı durulması, bu kapsamda takibe itirazın zaman aşımını kesen bir niteliği bulunup bulunmadığının, itiraz dilekçesinin alacaklıya tebliğ edilmemiş olmasının zamanaşımını durduran bir sebep olarak kabul edilip edilemeyeceğin belirlenmesi gerekmekle birlikte öncelikle zamanaşımı süresinin ne kadar olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır.

Takip ve davaya konu alacak, CMR hükümlerine göre taşınan emtiadaki hasardan kaynaklanmış olup bu nev'i talepler bakımından CMR'nin 32. maddesinin nazara alınması gerekmektedir. TTK'nın 1301.maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca davacı sigortacının, dava dışı sigortalısının hakkından daha fazlasına sahip olamayacağı açıktır. B durumda, mahkemece de kabul edildiği üzere, iş bu davada ileri sürülen zamanaşımı definin karşılanmasında dava dışı sigortalı ile davalı taşımacı arasındaki taşıma ilişkisi bakımından uygulanması gereken sözü geçen uluslar arası sözleşmenin 32. maddesi hükmünün nazara alınması gerektiğinde kuşku yoktur.

CMR'nin 32/1 maddesinde, sözleşme kapsamındaki taşımalardan kaynaklanan davalar bakımından zaman aşımı süresi 1 yıl olarak kabul edilmiş, taşımacının bilerek kötü hareket olarak kabul edilecek kusurlarının söz konusu olması halinde ise 3 yıl olarak belirlenmiştir.

Dosya kapsamına ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre dava dışı sigortalı tarafından gönderilen ve davalı tarafından taşınan mantar emtiası, uygun olmayan ısı koşullarında taşınmasından ötürü hasar görmüş ve yurtdışındaki alıcısı tarafından kabul edilmemiştir.Bu durumda, davalı taşıyıcının hasarın oluşmasına” bilerek kötü hareketin” neden olduğunun iddia edildiği sürülemeyeceği gibi mahkemenin de bu yolda bir kabulü yoktur. Şu halde, somut dava bakımından zamanaşımı süresinin 1 yıl olarak kabulü zorunludur.

İkinci olarak, zaman aşımı başlangıcı üzerinde durulmalıdır. CMR'nin 32/1. maddesinin (a)ve (b) bentlerinde zamanaşımı süresinin emtiadaki hasarın niteliğine göre v en erken teslim tarihinden olmak üzere belirleneceği ifade edilmektedir.

Öte yandan, CMR'nin 23/3.maddesi gereğince, zaman aşımının kesilmesi ve durması hususları ile ilgili olarak davanın açıldığı mahkemenin hukuku uygulanacak olup, bu durumda 818 sayılı BK'nın 132, 133, 136. maddeleri hükümlerinin de bu çerçevede gözetilmesi gerekecektir.

Dosya kapsamı uyarınca emtianın hasarlı dahi olsa 21.6.2007 tarihinde alıcısına teslim edildiği ve kabul edilmediği uyuşmazlık dışıdır. Bu durumda, davacı tarafından 3.6.2008 tarihinde girişilen icra takibinin en erken teslim tarihinden başlatılması gereken 1 yıllık zaman aşımı süresi içerisinde ikame edildiği ve zaman aşımının bu tarihte kesildiği, anlaşılmakla;

BK'nın 133/2. maddesi hükmü de gözetilerek, emtiadaki hasarın “tam kayıp” kabul edilip edilemeyeceğinin ve buna bağlı olarak zaman aşımı başlangıcının hangi tarih olduğunun belirlenmesi, somut dava bakımından sonuca etkili değildir.

Şimdide, BK'nın 133/2. maddesi uyarınca icra takibiyle kesilen 1 yıllık zaman aşımı süresinin yeniden ne zaman başlayacağı hususu üzerinde durulmalıdır.

BK'nın 136/2 .maddesi zaman aşımının icra takibiyle kesilmesi halinde takibe ilişkin her işlemden sonra yeni bir sürenin başlayacağı hükmünü haizdir. Başlayacak yeni sürenin, asıl zaman aşımı süresi kadar, bir diğer söyleyişle 1 yıldan ibaret olduğu izahtan varestedir. Dosyada mevcut icra takip dosyasının incelenmesinde, ödeme emrinin 13.06.2008 tarihinde davalı borçluya tebliğ edildiği, davalı borçlu vekili tarafından 20.06.2008 tarihinde borca itiraz edilmesi üzerine takibin durdurulduğu ve İcra Memuru tarafından alınan 27.06.2008 tarihli karar ile takibin durdurulmasına ve keyfiyetin alacaklıya tebliğine karar verildiği anlaşılmıştır. İcra Memuru tarafından alınan 27.6.2008 tarihli bu karardan itibaren davacı alacaklının haciz istemine ilişkin 21.12.2009 tarihli istemine değin geçen bir yılı aşkın sürede zaman aşımını kesen bir takip işlemi bulunmamaktadır.

İcra takibinin itiraz üzerine durması halinde, alacaklının kesilen ve yeniden başlayan zaman aşımı süresinin tekrar kesilmesini ve yeni bir sürenin başlamasını teminen yapabileceği tek işlem itirazın iptalini veya kaldırılmasını dava etmekten ibarettir. Söz konusu işlemlerin, istikrar kazanan Yargıtay uygulaması ve doktrince de benimsenen “uyuşmazlığı ileriye götüren işlemler” niteliğinde olduğu açıktır. İİK'nin 67.ve 68. maddelerinde söz konusu davaların açılabilmesi için öngörülen 1 yıllık ve 6 aylık süreler ise hak düşürücü nitelikte olup itirazın tebliği tarihinden itibaren başlamakla birlikte, bu davaların itiraz alacaklıya tebliğ edilmeden de açılmasına engel bir kanun hükmü bulunmamaktadır.İtirazın alacaklıya tebliğ edilmemesi, sadece İİK'nin 67. ve 68. maddelerinde sözü edilen hak düşürücü sürelerin başlamasına engel teşkil eder niteliktedir. Bu açıdan bakıldığında, iş bu dava, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmış ide de, hak düşürücü süre ile zaman aşımının birlikte cereyanı ve her iki sürenin aynı (olayımızda olduğu gibi bir yıl)olması halinde zaman aşımı süresinin dolmasından sonra ve fakat hak düşürücü süre içerisinde açılan davanın alacağın zaman aşımına uğramasına engel bir niteliği yoktur.

Öte yandan, BK'nın 13. maddesinde zaman aşımını durduran sebepler sıralanmıştır. Belirtilen durum, bir diğer söyleyişle icra takibinin durması, anılan kanun maddesinde yazılı sebepler arasında yer almadığından işlemeye başlayan zaman aşımının itirazın alacaklıya tebliğine değin durmuş olduğundan da söz edilemeyecektir. Üstelik, İİK'nin 59. maddesi, icra takibine girişen alacaklının, borçlunun yapabileceği itirazın, tebliği için gerekli gideri peşinen karşılamakla yükümlü olduğu hükmünü içermektedir. Kısaca söylemek gerekirse, bu konudaki yükümlülük alacaklıya aittir. İncelenen takip dosyası zabıtlarından, alacaklı vekilin bu gideri yatırmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda da alacaklının itirazın kendisine tebliğ edilmediğinden bahisle davalının oyalaması nedeniyle zaman aşımı süresinin geçirildiğini, bir başka söyleyişle zaman aşımı definin ileri sürülmesinin MK'nın 2.maddesine aykırı olduğuna dayanabilmesi olanaklı değildir.Bir an için, BK'nın 132. maddesinde sıralanan zaman aşımını durduran sebeplerin sınırlı olmadığının, icra takibinin itiraz üzerine durdurulması halinde itirazın tebliğine değin alacağa yönelik zaman aşımı süresinin de duracağının ilke olarak kabulü halinde dahi, alacakların borçlunun itirazı ile itirazın alacaklıya tebliği arasında zaman aşımı süresinin durması gerektiği de ileri sürülemeyecektir.

Tüm bu nedenlerle, takip ve dava konusu olacak, CMR'nin 32, BK'nın 133, 132, 136. maddeleri gereğince dava tarihinden önce zaman aşımına uğramış olup, davalı vekilinin bu yoldaki definin eksik, hatalı ve yetersiz gerekçeyle reddedilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının BOZULMASINA 24.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.