TAŞINMAZ HUKUKU • HAZÎNENİN AÇTIĞI TESCİL DAVASI • 10 YILLIK HAK DÜŞÜMÜ SÜRESİ • AÇILDIĞI TARİHTE HAKLI OLAN DAVANIN DAVACISININ HAKLARI

Kadastro Yasası’nın 12. maddesine 14.03.2009 tarihinde getirilen değişiklik, yürürlük tarihinden önce açılmış ve kesin hükme bağlanmamış olan davalara da uygulanacağından, 10 yıllık hak düşümü geçirildikten sonra Hazine tarafından açılmış olan dava reddedilecektir. Bir dava açıldığı tarihteki mevzuata göre haklı olup da., daha sonra devreye giren yeni mevzuata göre reddedilirse, o davanın davacısı, lehine masraf ve vekalet ücretine hükmedilmelidir.

TAŞINMAZ HUKUKU • HAZÎNENİN AÇTIĞI TESCİL DAVASI • 10 YILLIK HAK DÜŞÜMÜ SÜRESİ • AÇILDIĞI TARİHTE HAKLI OLAN DAVANIN DAVACISININ HAKLARI
YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E: 2010/3382 K: 2010/4154 T: 12/04/10

 

Taraflar arasında görülen davada;

 

Davacı Hazine, davalının kayden malik bulunduğu dava konusu 2152 sayılı parselin kayıt miktar fazlasının bataklık olduğunu, Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden olup özel mülkiyete konu olmayacağını ileri sürerek miktar fazlasının iptal ve Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kabulüne ilişkin önceden verilen karar Dairece “14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesi eklenince 3. fıkra 2 ve 3. cümle ve geçici 10. maddedeki düzenlemeler karşısında 10 yıllık hak düşürücü sürenin hazine yönünden dolduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gereğine değinerek bozulmuş, mahkeme bozma ilamına uyarak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

KARAR

Dava 2152 sayılı parselin kayıt miktar fazlasının bataklık olduğu, devletin hüküm ve tasarruf altındaki yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını iddiasına dayalı iptal tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.

Getirtilen kağıt ve belgelerden; çekişme konusu 2152 sayılı parselin ifrazen geldiği 795 sayılı ana kadastral parselin 1957 yılında, 04.01.1956 tarih, 67 sıra no’lu tapu kaydına dayanılarak yapılan kadastro tespitlerinin 21.03.1958 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.

Davacı Hazine, taşınmaza uygulanan dayanak tapu kaydının miktar fazlalıklarının bataklık olduğu iddiası ile adına tescilini isteyerek 08.05.2006 tarihindeki eldeki davayı açmıştır.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu parsel hakkındaki davanın 3402 sayılı Kadastro Yasası’nın 12. maddesinde düzenlenen hak düşürücü süreden reddedilmesine bir isabetsizlik yoktur. Kaldı ki, hükümden önce 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa ile 3402 Sayılı Yasa’nın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlenin "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin "bu Kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlülük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davlarda dahi uygulanır” şeklindeki hükümleri gözetildiğinde, henüz kesin hüküm halini almamış eldeki davanın taşınmazın niteliğine bakılmaksızın da hak düşürücü sürenin uygulanacağı açıkıtr.

Özellikle bu husular gözetilerek davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı Hazine vekilinin diğer 1e myiz nedenleri yerinde değildir, reddine,

Ancak hemen belirtilmelidir ki, bir taraf dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü yada yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz.

Ancak bu kural yasal ve yargısal uygulamada kararsızlık kazanmıştır. (Baki Kuru, Hukuk Usulü Mahkemeleri 5. cilt sayfa 5338, dipnot 159:10 H.D. 21.12.1976, 8770/8739 ve dip not 160: 5 H.D. 12.09.1977, 5445/5655 dipnot 161: 10 H.D. 24.02.1976 , 6296/1297) Ayrıca her dava açıldığı tarihteki koşullara bağlıdır. Öte yandan avukatlık ücreti 04.09.1957 tarih ve 4/16 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca yargılama giderlerinden sayılır.

Davacı Hazine temyiz dilekçesinde sair nedenlerden söz etmek suretiyle bu hususa değinmiştir.

Hal böyle olunca; somut olayda mahkemece uzman bilirkişiler aracılığıyla yapılan keşif sonucu çekişmeli taşınmazın dayanağı 04.01.1956 tarih, 67 sıra no’lu tapu kaydının 8870 m2’lik bölümünün tapu miktar fazlası olduğu tapulamanın yapıldığı tarihte bataklık-sazlık olduğundan imar-ihyası tamamlanmadığı, amaca uygun tarım yapılamayan, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki arazilerden olduğu ve dava tarihinde davacı hazinenin haklı olduğu anlaşıldığına ve yargılama sırasında yürürlülüğe giren 5841 Sayılı Yasa gereğince dava reddedildiğine göre davalının yargılama giderlerinden sayılan avukatlık ücreti ve harçtan sorumlu tutulması gerekirken aksine düşüncelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.

SONUÇ: davacı Hazine’nin yukarıda değinilen yargılama giderleri ve avukatlık ücreti, harç açısından temyiz itirazı yerindedir, kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.