TÜKETİCİ KAVRAMI * TACİR OLAN KİŞİNİN DURUMU

Tüketici kavramının temelinde kişisel ihtiyaçların giderilmesi olgusu yatar. Kişisel ihtiyaç dışında; belirli bir meslek icrası, belirli bir üretimde kullanma, yeniden satış, ticari amaçlarla kullanma gibi sebeplerle de mal alımı yapılabilir veya kredi kullanılabilir. Böyle bir durumda tüketiciliğin varlığından söz edilemez. Tacir sıfatı bulunan kişinin ticari işletmesinde kullanmak için otomobil satın almasında da tüketiciliğin varlığından söz edilemez.

TÜKETİCİ KAVRAMI * TACİR OLAN KİŞİNİN DURUMU
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E: 2011/19-500 K: 2011/550 T: 21/09/11

 

İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen 11.03.2009 gün ve 2008/525 E. 2009/88 K. Sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

 

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 15.03.2010 gün ve 2009/5607 E. - 2010/2870 K.sayılı ilamı ile;

(.... Davacı vekili, müvekkili şirketin davalı ile 28.12.2007 tarihli Tüketici Kredisi Sözleşmesi imzaladığını,

Davalı tarafın borcun ödenmesi için çektiği ihtarnameye karşılık müvekkilinin 04.08.2008 tarihinde borcu ödediğini, ancak davalı tarafından takibe geçildiğini, davalının müvekkiline borcun kalmadığı şeklinde yazı verdiğini ileri sürerek, takipten dolayı borçlu olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.

Birleşen dosyadaki davacı vekili, imzalanan sözleşmede kefil statüsünde olduğunu ve borcun ödendiğini ileri sürerek, davanın kabulünü talep etmiştir.

Davalı vekili, Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğunu belirtmiş, esas savunmasında ise, davacının borcun ödendiği iddiasının doğru olduğunu, hukuk servisine intikal eden dosyanın kendilerine borcun kapatıldığı yolundaki bilgi sorulmadan takibe konulduğunu, sonra farkına vararak takipten vazgeçtiklerini, müvekkilinin davacıyı borçtan ibra ettiğini, konusu kalmayan iş bu davayı huzura taşımalarının yanlış olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, takip tarihi itibariyle davacıların borcu olmadığı anlaşılmakla ve davalı tarafça da kabul edilmekle, asıl ve birleşen davanın kabulü ile davacıların davalıya takip nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, koşulları bulunmadığından davacılar yararına takdiren tazminata hükme-dilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen davadaki davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan Tüketici Kredisi Sözleşmesinden Kaynaklanmaktadır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında-ki Kanuna göre bu kanunun uygulanmasından doğan ihtilafların Tüketici Mahkemesinde çözümlenmesi gerekir. Göreve ilişkin hususun resen gözetilmesi gerekir.

Tüketici Kredisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, Tüketici Mahkemesince karara bağlanmalıdır. Mahkemece görev yönü gözetilmeden işin esasıyla ilgili hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir...)

Gerekçesiyle bozularak; bozma nedenine göre öteki yönler şimdilik ince-lenmeksizin dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI

Dava, borçlu olunmadığının tespiti (menfi tespit) istemine ilişkin olup; icra takibinden sonra Ticaret Mahkemesine açılmıştır.

Ticaret Mahkemesi, görevli olduğunu kabulle işin esasını incelemiş;

Davalı vekilinin temyiz üzerine Özel Dairece görev noktasından ve davaya bakmakla görevli mahkemenin “Tüketici Mahkemesi” olduğuna işaretle bozulmuştur.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; davaya bakmakla görevli mahkemenin tespiti noktasındadır.

Eldeki dava, “Tüketici Kredisi Sözleşmesi” başlığıyla düzenlenen sözleşmeye dayalı olarak borçlu şirket ile kefili gerçek kişi tarafından, borçlu ticaret şirketi tarafından araç alımı için kullanılan kredi nedeniyle “borçlu olunmadığının tespiti (menfi tespit)” istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığın sağlıklı biçimde çözümü için öncelikle konuya ilişkin kurum ve kavramların yasal dayanakları ile birlikte irdelenip, açıklanmasında yarar vardır:

2822 Sayılı Kanun'la değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK)'un “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde; “Bu Kanun'un uygulanmasında;

e) Tüketici: Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi,

h) Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayı-cı arasında yapılan her türlü hukuki işlemi,

k) Kredi veren: Mevzuatları gereği tüketicilere nakit kredi vermeye yetkili olan banka, özel finans kuruluşu ve finansman şirketlerini, ifade eder”

“Tüketici Kredisi” başlıklı 10. maddesinde ise;

“Tüketici kredisi, tüketicilerin bir mal vyea hizmet edinmek amacıyla kredi verenden nakit olarak aldıkları kredidir. Tüketici kredisi sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen kredi şartları, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilemez..”

“Tüketici Mahkemeleri” başlıklı 23. maddesinde de;

“Bu Kanun'un uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır...” düzenlemeleri yer almaktadır.

6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun;

14. maddesinin birinci fıkrasında “gerçek kişi tacir” “Bir taciri işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.”;

18. maddesinin birinci fıkrasında “tüzel kişi tacir” “Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar.”

3. maddesinde “Bu kanunda tanzim olunan hususlarla bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işler ticari işlerdendir.”

20.    maddesinin ikinci fıkrasında “Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır.”

21.    maddesinde “Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Şu kadar ki; hakiki şahıs olan bir tacir, muameleyi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya muamele, fiil veya işin ticari sayılmasına halin icabı müsait bulunmadığı takdirde borç adi sayılır. Taraflardan yalnız biri için ticari iş mahiyetinde olan mukaveleler, kanunda aksine hüküm olmadıkça, diğeri içinde ticari iş sayılır.”

Ticaret Mahkemeleri'nin iş sahasını düzenleyen 5. maddesinde de:

“Aksine hüküm olmadıkça, dava olunan şeyin değerine göre asliye hukuk veya sulh hukuk mahkemesi ticari davalara dahi bakmakla vazifelidir.

Şu kadar ki; bir yerde ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanun'un 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalarla hususi hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere ticaret mahkemesinde bakılır.

İkinci fıkrada yazılı hallerde, munhasıran iki tarafın arzularına tabi olmayan işler hariç olmak üzere, bir davanın ticari veya hukuki mahiyeti itibariyle mahkemenin iş sahasına girip girmediği yalnız iptidai itiraz şeklinde taraflarca dermeyan olunabilir. İtiraz varit görüldüğü takdirde dosya ilgili mahkemeye gönderilir; bu mahkeme davaya bakmaya mecburdur; ancak, davanın mahiyetine göre tatbikı gerekli usul ve kanun hükümlerini tatbik eder. Ticari bir davanın hukuk mahkemesi, ticari olmayan bir davanın ticaret mahkemesi tarafından görülmesi hükmün bozulması için yalnız başına kafi bir sebep teşkil etmez.

Vazifesizlik sebebiyle dava dilekçesinin reddi halinde yapılacak muamelelere ve bunların tabi oldukları müddetlere dair usul hükümleri, iş sahasına ait iptidai itirazın kabulü halinde de tatbik olunur.” Hükümleri yer almaktadır.

Bu düzenlemeler göstermektedir ki, mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı - sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlem tüketici işlemidir. Bu işlemin mutlak tarafını teşkil eden tüketici ise, bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişidir.

Şu haliyle tüketici kavramının unsurları; tüketicinin işlem yaparken amacının ticari veya mesleki olmaması, tüketicinin bir mal veya hizmeti edinmesi,yararlanması veya kullanması ve son olarak da tüketicinin gerçek veya tüzel kişi olmasıdır.Bir işlemin ‘'tüketici işlemi'' olabilmesi için de mutlaka taraflardan birinin tüketici olması ve gerçek ya da tüzel kişinin o işlemi yaparken amacının ticari ve mesleki olmaması gerekmektedir.

Önemle belirtilmelidir ki, her alıcı ya da kullanıcı tüketici değildir. Gerçekten kişisel ihtiyaçları dışında, belirli bir meslek icrası, belirli bir üretimde kullanma, yeniden satış, ticari olarak kullanma vs. gibi amaçlarla alıcı ya da kullanıcı olmak mümkündür.

Her alıcı ya da kredi kullanan tüketici olmadığına göre, kişisel ihtiyaçları dışında belirli bir meslek icrası, belirli bir üretimde kullanma, yeniden satış, ticari olarak kullanma ve bunun gibi amaçlarla alıcı olmak ya da kredi kullanmak da mümkün olup, bunların tüketici olarak adlandırılması yukarıda açıklanan hükümler karşısında olanaklı değildir.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, “tüketici kredisi”, kanunda, “tüketicilerin” bir mal veya hizmet edinmek amacıyla kredi verenden nakit olarak aldıkları kredi, olarak tanımlandığına göre bu tanıma dahil olabilmenin en önemli unsuru da yine kredi alanın “tüketici” olmasıdır.

Bir sözleşmenin “Tüketici Kredisi Sözleşmesi” başlığını taşıması, doğrudan ve mutlak olarak bu sözleşmenin tüketici kredisine ilişkin bulunduğunu kabule yeterli değildir. Zira, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 75 ve 76. maddeleri gereğince; davada, maddi olayları açıklamak davanın taraflarına, hukuksal nitelendirilmesini yapmak ve uygulanacak yasa hükümlerini belirlemek ve uygulamak hakime aittir. Sözleşmede, “Tüketici Kredisi” tabiri kullanılsa bile sözleşmenin gerçekten bu niteliği haiz olup olmadığının hakim tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Diğer taraftan, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun yukarıda aynen alınan 14 ve 18. maddelerinde tacir sıfatı, gerçek ve tüzel kişiler bakımından ayrı ayrı tanımlanmış; Kanun'un 20 ve devamı maddelerinde tacir olmanın hükümleri; 3. maddesinde ticari işler açıklanmış; 5.maddesinde ise Ticaret Mahkemeleri'nin görev alanı düzenlenmiştir.

Hal böyle olunca; açıklanan hükümler karşısında tüm ticaret şirketlerinin tacir sıfatına sahip olduklarında kuşku duymamak gerekir. Tacir niteliğindeki tüzel kişileri ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin ticari olması asıldır. Eğer, bir muamele, fiil veya iş ticari iş ise, bunlara özel ticari kurallar uygulanır. Bir tacirin borçlarının ticari olması asıl olmakla birlikte gerçek kişi olan bir tacir, yaptığı iş ve işlemin veya aldığı hizmetin ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya muamele fiil veya işleminin ticari sayılmasına halin icabı, müsait bulunmadığı takdirde, bu işlemlerden doğan borç adi, yani özel sayılacaktır. (TTK.Madde 21)

Tüzel kişi tacirin barınma, gıda, giyinme ve aile gibi özel insani ihtiyaçları olmadığı için bunların hakiki şahıslar gibi adi borç ilişkileri alanı olmadığı kabul edilir. Ticaret şirketleri bir ticari işletme işletmiyor olsalar dahi TTK'nın 18/1.maddesi gereğince kanunen tacirdirler. Doğrudan ticari amaçla ya da işletmenin iç ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla olup olmadığına bakılmaksızın bütün hukuki ilişkileri ticari faaliyet kapsamında olup özel hayatlarına ilişkin bir işlem söz konusu olamayacaktır.

Tacir olmanın nimetine göre külfeti de mevcuttur. TTK'nın 20-25. maddelerinde tacir sıfatına bağlanan yerine göre “hak” yerine göre “külfet” niteliği arz eden hukuki sonuçlar düzenlenmiştir. Bunların en önemlilerinden biri basiretli iş adamı gibi davranma zorunluluğudur. (TTK.madde 20/II) Tacirin, ticari işletmesiyle ilgili sözleşmeleri yaparken ve bu sözleşmelerden doğan borçlarını yerine getirirken basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorunda olan tacirler tüketiciler için düzenlenen yasa hükümleri kapsamına alınamazlar.

Bu nedenle de, bir ticari şirketin altına kaşesiyle birlikte asıl borçlu olarak yetkili temsilcisi eliyle imza koyduğu sözleşmenin “Tüketici Kredisi” başlığını taşıması, salt bu nedenle alınan kredinin tüketici kredisi olarak kabulünü gerektirmemektedir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince:

Davacı Limited Şirket tacir olup, tüzel kişilik adına ticari işletmesinde kullanmak üzere otomobil satın almış; bedelini ödemek üzere kredi kullanmıştır. Davacı tüketici olarak tanımlanamayacağı gibi yaptığı işlem tüketici işlemi değildir ve kullandığı kredinin tüketici kredisi olduğunu kabule de olanak bulunmamaktadır.

Kuşkusuzdur ki, özel amaçlı satın almalar için uygulanan 4822 sayılı Kanunla değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) un, tacir olan davacı şirketin işletmesi kapsamında alınan araç için kullanılan bu kredi yönünden uygulanması söz konusu olmadığı gibi krediye konu aracın, ticari olup olmaması da varılacak sonuca etkili değildir.

Her ne kadar taraflar arasındaki kredi sözleşmesi “Tüketici Kredisi Sözleşmesi” başlığını taşımakta ise de 4.6.1958 gün ve 15/6 sayılı Y.İ.B. Kararı ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 75 ve 76. maddeleri gereğince; davada, maddi olayları açıklamak davanın taraflarına, hukuksal nitelendirilmesini yapmak ve uygulanacak yasa hükümlerini belirlemek ve uygulamak hakime ait bir göre v olduğuna göre, salt sözleşmede “Tüketici Kredisi” tabirinin kullanılmış olması ticaret şirteki tarafından şirkete alınan ve şirket adına kaydedilen araç nedeniyle kullanılan kredinin tüketici kredisi olduğunu kabulüne olanak sağlamaz ve uygulanacak Kanunun tespitinde de esas alınamaz.

Öte yandan, Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşme sırasında, kredi sözleşmesini kefil sıfatıyla imzalayan gerçek kişi diğer davacı bakımından tüketici mahkemesinin görevli olduğu yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, şirket yetkilisi olan kefil de tacir olup, ticaret şirketine alınan ve şirket adına kaydedilen otomobil nedeniyle verdiği kefaletin şirket lehine olduğunu belirgin olmakla, çoğunlukça bu görüşe itibar edilmemiş; kefilin açtığı davaya bakmakla genel mahkemenin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

O halde, yerel ticaret mahkemesince, taraflar ve işlemin niteliğine göre, ortada bir tüketici işleminin bulunmadığı gerekçesiyle, görevli olduğunu kabulle işin esasının incelenmiş olması ve bu kararında direnmesi yerindedir.

Ne var ki, işin esasına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu incelemelerin yapılabilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle DİRENME KARARI UYGUN olu, davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 19. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE oyçokluğu ile 21.09.2011 tarihinde karar verildi.