YANGINA SEBEBİYET • MANEVİ TAZMİNAT

Davalının kusurlu eylemi sonucu çıkan yangının bulunduğu binada oturan ve ailesiyle birlikte korku ve ölüm tehlikesi yaşayan davacı lehine manevi tazminata hükmedilmelidir.

YANGINA SEBEBİYET • MANEVİ TAZMİNAT
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E: 2010/13695 K: 2012/1744 T: 09/02/12

 

Dava, yangın nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.

 

Yerel mahkemece, maddi tazminat isteminin bir bölümü kabul edilmiş; koşulları oluşmadığından manevi tazminat istemleri reddedilmiş; karar, davacılar ile davalılardan R.tarafından temyiz olunmuştur.

Davacılar, davalılardan R.na ait binanın farklı dairelerinde kiracı olarak ikamet ettiklerini, aynı binanın bodrum katının diğer davalı S.yekira-lanmış bulunduğunu, tapu kaydı ve yapı kullanma izin belgesinde sığınak olarak gözüken bodrum katın kiralanması ve kiracı tarafından yanıcı-pat-layıcı malzemelerin depo edilmiş bulunması nedeni ile olay günü gece yarısından sonra meydana gelen yangından apartmanın kendilerine ait ev eşyaları ile birlikte yandığını, ailece ölüm tehlikesi yaşadıklarını bildirerek uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemişlerdir.

Davalı R.,yangmın kundaklama sonucu meydana geldiğini, olay ile ilgili soruşturmanın devam ettiğini belirterek, kendisinin kusuru bulunmadığından davanın reddini savunmuştur.

Dosya arasında bulunan yangın raporuna göre, olay günü saat 04.20 sularında bodrum katta meydana gelen yangın nedeni ile bodrum katta bulunan eşyalar ile birlikte binada bulunan 4 daireye ait tüm ev eşyalarının duman ve isten komple zarar gördüğü anlaşılmaktadır. Şu durumda davacıların eş ve çocukları ile birlikte evlerinde gece yarısından sonra meydana gelen yangından dolayı büyük bir korku ve panik yaşamaları kaçınılmaz olup, üzerlerindeki giysileri dışında tüm ev eşyalarının zarar görmesinden dolayı da huzur ve sükunların bozulacağı, sinir sistemlerinin sarsılacağı kabul edilerek davacıların kişilik değerlerinin haksız biçimde ihlal olunduğunun kabulü ile davacılar yararına uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle manevi tazminat istemlerinin tümden reddedilmiş olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

Davacılar, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak ev eşyalarının yanarak kullanılamaz hale gelmesinden dolayı maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemişlerdir. Yargılamanın devamı sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda zararın daha fazla olduğunun belirlenmesi üzerine davacılar 06.05.2010 günlü ıslah dilekçeleri ile dava dilekçesindeki talep sonucunu artırarak bilirkişi raporunda belirlenen zarar miktarına göre bakiye zararlarını istemişlerdir. Davacıların ıslah dilekçesiyle ileri sürdükleri istem, yeni bir dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki istek sonucunun arttırılması biçimindedir. Bu nedenle sadece dava dilekçesine karşı ileri sürülebilecek olan zamanaşımı defi ıslaha karşı ileri sürülemez. Islah, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 176. Ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup anılan kanunun 177/1 maddesinde ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Şu durumda, ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunulamaz. Açıklanan yasal düzenleme karşısında; yerel mahkemece, ıslah ile arttırılan bölümün zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Temyiz olunan kararın yukarıda 2/a-b sayılı bentte gösterilen nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA, davalının tüm, davacıların öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden davacılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 09.02.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava, yangın nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, maddi tazminat isteminin bir bölümü kabul edilmiş; koşulları oluşmadığından manevi tazminat istemleri reddedilmiş; karar, davacılar ile davalılardan R.tarafından temyiz olunmuştur.

Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnalarından olup, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesi olarak tanımlanmaktadır. Islah ile taraflar dava sebebini, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebilirler. Usulüne uygun olarak açılmış bir davanın bulunması şartı ile davanın tamamen veya kısmen ıslahı mümkündür.

Dava sebebinin veya dava konusunun değiştirilmesi tamamen ıslah halleridir. (Baki Kuru 4.cilt s.3990) Davanın kısmen ıslahında ise, dava dilekçesinden sonraki bir usul işleminin ıslahı söz konusudur. Gerek doktrinde gerekse Yargıtay uygulamalarında kabul edildiği üzere müddeabihi (dava değerini) arttırma halinde kısmi ıslah söz konusu olup kısmi ıslahta, tamamen ıslahın aksine ıslah tarihine kadar yapılan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılmaz. Kısmi ıslah yapıldığı tarihten ileriye dönük olarak hüküm ifade eder.

Zamanaşımı ise borcu ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenebilirliğini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu nedenle zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. BK. 133 madde zamanaşımını kesen sebepler sayılmış olup bunlardan biri de dava açılmasıdır. Davanın tamamen ıslahında dava baştan beri (dava dilekçesinden itibaren) ıslah edildiği için ıslah edilen kısım içinde davanın açıldığı tarihte zamanaşımı kesilmiş olur.

Kısmi davada ise zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım kesilir. Henüz açılmayan (saklı tutulan) ve daha sonra ıslahla arttırılan bölüm için zamanaşımı işlemeye devam eder.

Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK107.maddesinde düzenleme altına alınan belirsiz alacak davası ve tesbit davasında davacının iddianın genişletilmesi yasağı olmadan ve karşı tarafın rızasına ve ıslaha da gerek kalmaksızın talep sonucunun arttırılabileceği kabul edilmiş, maddenin gerekçesinde de bu dava ile ilk dava tarihinde zamanaşımının kesileceği belirtilmiştir.

Aynı Yasanın 109.maddesindeki kısmi davada ise zamanaşımının kesileceği yolunda bir açıklama yoktur.

6100 Sayılı Kanunun hazırlanması sırasında görev alan Prof. Hakan Pekcanıtez, Prof. Oğuz Atalay ve Prof. Muhammet Özeken tarafından yayınlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine göre Medeni Usul Hukuku Kitabının 321.sayfasında “Belirsiz alacak davası açılabilmesi mümkün olduğu hallerde kısmi dava açmak davacı açısından üç nedenle daha elverişli olmayacaktır. Birincisi kısmi dava açan davacının alacağının geri kalan kısmı için zamanaşımı süresi kesilmemiş olacaktır. Buna karşılık belirsiz alacak davasında zamanaşımı, dava sonunda alacağın tümü için dava tarihinde kesilmiş sayılacaktır. İkinci olarak kısmi dava açan davacı dava sırasında alacağın geri kalan kısmını talep etmek isterse, bunu ancak ıslah ya da karşı tarafın açık rızası ile yapabilecektir.” şeklindeki açıklamaları ile gerek Dairemizin, gerekse HGK.nun önceki içtihatları gibi yeni HMK'da da kısmi dava açılması halinde sadece dava edilen bölüm için zamanaşımının kesileceği yolundaki istikrarlı uygulamanın devam ettirildiği anlaşılmaktadır.

Davaya konu haksız eylem (yangın) 14.02.2008 tarihinde meydana gelmiş, davacılar zarar miktarını tespit dosyası içinde bulunan 07.03.2008 havale tarihli bilirkişi raporu ile öğrenmişler, ancak dava dilekçelerinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak her bir davacı için 5.000'er TL.maddi tazminat istemişler, 06.05.2010 günlü ıslah dilekçeleri ile de dava ettikleri miktarları arttırmışlardır. Bu ıslah dilekçesine karşı davalılardan R. Vekili tarafından süresinde zamanaşımı defi ileri sürülmüş ancak diğer davalı S.nın ise zamanaşımı defi bulunmamaktadır. Şu durumda mahkemece davalılardan R.hakkında verilen kararın onanması, davalı S.hakkındaki kararın ise zamanaşımı definde bulunmadığı gerekçesiyle bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan bozma kararının 2/b bendindeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.09.02.2012