Rücuen tazminat istemine ilişkin davada zamanaşımının başlangıcı -YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas : 2015/2681 Karar : 2019/753

Sigorta Kurumu'nun alacağı, gelir bağlandığı ve bu işlem yetkili makamca onaylandığı tarihte ödenebilir hale gelebileceği için, gelir bağlanmasının onaylandığı tarihte muaccel olur. Kurum'un halefliği de o tarihte gerçekleşir.

Rücuen tazminat istemine ilişkin davada zamanaşımının başlangıcı -YARGITAY HUKUK GENEL KURULU  Esas : 2015/2681 Karar : 2019/753
Yargıtay kararı
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

 

Esas : 2015/2681
Karar : 2019/753
Tarih : 25.06.2019

 

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.

Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili; davalı işverene ait 1041085 sicil numaralı iş yerinde sigortalı olarak çalışmakta iken Ahmet Arpacı'nın 16.01.2002 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu malul kaldığını ve Kurum tarafından sigortalıya 416.362,725(E)TL geçici iş göremezlik ödeneği ödenerek, 5.199.676.237(E)TL peşin sermaye değerli sürekli iş göremezlik geliri bağlandığını, 13.000.000(E)TL de tedavi masrafı olmak üzere toplamda Kurum tarafından sigortalıya 5.629.038.962(E)TL ödeme yapıldığını, Kurum tarafından düzenlenen 15.04.2002 tarihli raporda işverenin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin gerekli önlemleri almaması sebebiyle ve sigortalının işe giriş bildirgesini süresinde vermemesi sebebiyle sorumlu olduğunun belirtildiğini ve ceza yargılamasının devam ettiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 2.814.519.481(E)TL'nin gelirler yönünden tahsis onay tarihi olan 19.11.2002 tarihinden, diğer ödeme ve masraflar yönünden ödeme ve sarf tarihlerinden itibaren hesaplanacak yasal faizleri ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı Kurum vekili 18.04.2013 tarihli dilekçesi ile talebini 3.702,69TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin kaza geçiren sigortalı Ahmet Arpacı'yı Kuruma bildirildiğini ve primlerini yatırdığını, ayrıca iş kazasının meydana gelmesinde müvekkillinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davaya konu kazanın tamamen sigortalının kusuru neticesinde oluştuğunu belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Davalı vekili tarafından davacı vekilinin 18.04.2013 tarihli ıslah dilekçesine karşı 05.06.2013 tarihli dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunulmuştur.

Mahkemece; sigortalı Ahmet Arpacı'nın davalı işyerinde çalışırken iş kazası geçirerek %13 oranında malul kaldığı, tazminat dosyasının Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği ve tazminat dosyasında mevcut kusur raporuna göre sigortalının %25, davalının %75 oranında kusurlu oldukları, ancak davalının sigortalının işe giriş bildirgesini kazadan sonra vermesinden dolayı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 10. maddesine göre %100 oranında kusurlu sayılması gerektiği ancak sigortalının da müteferrik kusuru olan %25'in %50'sinden az olmayacak şekilde davalının kusuruna eklenerek takdiren %90 oranında kusurlu kabul edilmesi gerektiği, iş kazası sonrası Kurumun sigortalıya 4.378,96TL peşin sermaye değerli gelir bağladığı, 127,60TL sosyal yardım zammı ödediği, 416,36TL geçici iş göremezlik ödeneği ödediği, 13,00TL'de tedavi gideri yaptığı, davalıya izafe edilen %90 kusur oranına göre davalının rücuya esas miktarlar yönünden 4.506,56TL'nin %90'ı olan 4.055,90TL'den, geçici iş göremezlik ödeneği olan 416,36TL'nin %90'ı olan 374,72TL'den, tedavi gideri olan 13,00TL'nin %90 olan 11,70TL'den sorumlu olduğu, bu miktarların davacının ıslah ile artırdığı miktarları aşmadığı ve ceza yargılamasının 22.09.2010 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle davacı alacaklarının ıslah tarihi olan 18.04.2013 tarihinde zamanaşımına uğramadığı gerekçesiyle "1-Islah edilmiş davanın kabulü ile; A-Gelirler açısından 3.380,67TL'nin tahsis ve onay tarihi olan 19.11.2002 tarihinden, 312,27TL'nin 12.08.2002 tarihinden itibaren itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, B-Giderler açısından 9,75TL tedavi giderlerinin sarf tarihi olan 27.06.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 2-Fazla haklarının saklı tutulmasına" karar verilmiştir.

Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili ile davalı işveren vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda karar başlığında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Mahkemece; zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere hem zararın hem de failin öğrenilmesi ile başladığını, zararın öğrenilmesinin Kurum açısından bağlanan gelirin tahsis ve onay tarihi, giderler açısından ise sarf ve ödeme tarihi olduğu, ancak failin öğrenilmesinin olayın özelliğine göre değiştiğini, eğer olay nedeniyle bir ceza yargılaması varsa bu yargılamanın kesinleşme tarihi, ceza yargılaması yoksa kurum teftiş kurulunun soruşturma raporunun kesinleşmesi, bu da yoksa usulüne uygun yapılan kusur araştırması sonucunun olduğu, somut olayda bir ceza yargılaması olup, Konya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/585 E., 2006/86 K. sayılı ilamına konu bu yargılamada verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay 9. Ceza Dairesinden 22.09.2010 tarihinde onararak kesinleşmesi nedeniyle (gelirin onaylandığı tarih itibariyle 10 yıllık süre dolmuş ise de) zamanaşımının işlemeye başlaması için ikinci olgu olan faili öğrenme tarihi ceza yargılamasının kesinleşmesine bağlı olduğundan bu tarih itibariyle dolduğu ve Kurumun ıslah dilekçesiyle talep ettiği miktarlar yönünden zamanaşımın dolmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı, davalı işveren vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; rücuen tazminat istemine ilişkin davada zamanaşımının başlangıcı yönünden Kurum tarafından bağlanan gelirin tahsis-onay tarihinin mi, yoksa ceza yargılamasında verilen kararın kesinleşme tarihinin mi esas alınacağı buradan varılacak sonuca göre Kurumun 18.04.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile artırdığı miktar yönünden zamanaşımının dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır.

01.2002 tarihli iş kazası sonucu dava dışı sigortalıya Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının rücuen tahsili istemine dair uyuşmazlığın çözümü bakımından 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 9, 10, 26. maddelerinin incelenmesinde yarar vardır.

Davanın 506 sayılı Kanun'un 10. ve 26. maddeleri nedeniyle açılması hâlinde mahkemece her iki maddede öngörülen koşulların oluşup oluşmadığının araştırılıp saptanması gerekmektedir. 506 sayılı Kanun'un 9. maddesi - (Değişik : 25.08.1999 - 4447 / 12 md. Y.T. 08.09.1999) “İşveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür.” düzenlemesini öngörmektedir. Anılan Kanunun 10. maddesine göre ise, 9. maddede öngörülen işe giriş bildirgesini süresinde Kuruma intikal ettirmeyen işverenler hakkında 26. maddede öngörülen sorumluluk hâlleri aranmaksızın, zararlandırıcı sigorta olayı nedeniyle Kurum tarafından bağlanan gelir ve harcamanın işverenden tahsil edileceğini düzenlemiştir. Yani, davalı işverenin 506 sayılı Kanun'un 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen ve 08.09.1999 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 9. ve 10. maddesi hükmüne göre rücu alacağından sorumluluğu için; işe giriş bildirgesinin sigortalının, işe başlatılmasından önce verilmemiş olması ve zararlandırıcı sigorta olayının da işe giriş bildirgesinin kuruma verilmesinden önce meydana gelmesi gerekir. 506 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre sorumluluk; kusursuzluk ilkesine dayanır. İş kazasında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemişse, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarından 10. maddeye göre sorumlu tutulması gerekir.

506 sayılı Kanun'un 26. maddesine göre sorumluluk kusur sorumluluğu ilkesine dayanmaktadır. 506 sayılı Kanun'un 26. maddesinin 1. fıkrasında, kastı, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ya da suç sayılabilir bir eyleminin varlığı halinde işverenin rücû alacağından sorumluluğu olanağı tanınmıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “İş kazası veya meslek hastalığı, 3 üncü bir kişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla beraber zarara sebep olan 3 üncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edilir.” hükmü getirilmiştir.

Söz konusu yasal dayanaklara istinaden Kanun koyucunun 506 sayılı Kanun'un 26. maddesinde, peşinen yapılan ödemelerin Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından kusurlu işverene rücu konusu özel bir şekilde düzenlediği, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'ndaki rücuya ilişkin hükümlerin varlığına rağmen bu özel düzenlemeyi yaptığı, ve 506 sayılı Kanun'un 133. maddesinde "... özel sigortalara ilişkin kanunlardaki hükümler Sosyal Sigortalar hakkında uygulanmaz" denilerek, bu düzenlemenin özel niteliğini vurguladığı anlaşılmaktadır.

Ancak 506 sayılı Kanun'da, bu davaların hangi tür zamanaşımına tabi olduğu ve süresi hakkında bir hüküm yoktur. Böyle bir özel hüküm bulunmamasından ötürü, bu konunun, genel hükümler ve özellikle Borçlar Kanunu'na göre çözümlenmesi zorunludur. 01.07.1994 tarihli, 1992/3 E., 1994/3 K. sayılı içtihadı birleştirme kararında rücu davalarında zamanaşımı yönünden ''Sosyal Sigortalar Kurumu'nun halefi olduğu, sigortalı işçi ile tazmin sorumlusu işvereni arasında hizmet akti ilişkisi vardır. Sigorta olayının meydana gelmesinde işverenin, 506 sayılı Kanun madde 26/1'de sayılan kastı, suç sayılır eylemi, işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin mevzuata aykırı hareketi neden olmuştur. Bu davranışlar Borçlar Kanununun 332/1 inci maddesinde belirtilen akte aykırı durumları oluşturur. Borçlar Kanununun 332 nci maddesine 1.1.1957 tarih ve 6763 sayılı Kanunun 41/F maddesiyle eklenen ikinci fıkra gereğince, işverenin bu davranışı nedeniyle açılacak tazminat davaları dahi, akte aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkında hükümlere tabidir. Borçlar Kanunu madde 125'e göre ise, akdi müruruzaman on senedir. 0 hâlde, 1.1.1957 tarih ve 6763 sayılı Yasadan bu yana, söz konusu gelir ve gelir artışlarına ilişkin rücu davaları, Borçlar Kanununun 125. maddesindeki on yıllık akdi zamanaşımına tabidir. Zamanaşımının hangi tarihten başlayacağının belirlenmesine gelince; Bu tür rücu davalarının akdi zamanaşımına tabi olduğu yukarıdaki şekilde belirlendikten sonra, bu zamanaşımının hangi tarihte başlayacağı konusunda dahi, özel kanun olan 506 sayılı Kanunda bir hüküm mevcut olmadığından başlangıç tarihinin de Borçlar Kanununa göre belirlenmesi gerekeceği ortadadır. Bu konuda Borçlar Kanununun 128. maddesi hükmü açıktır. Müruruzamanın, alacağın muaccel olduğu zamandan başlayacağı belirtilmiştir. Burada söz konusu olan, Kurum'un alacağıdır. Sigorta Kurumu'nun alacağı ise, gelir bağlandığı ve bu işlem yetkili makamca onaylandığı tarihte ödenebilir hale gelebileceği için, gelir bağlanmasının onaylandığı tarihte muaccel olur. Kurum'un halefliği de o tarihte gerçekleşir.'' şeklinde düzenleme içermektedir.

İlgili yasal mevzuatlar ve 01.07.1994 tarihli, 1992/3 E., 1994/3 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı çerçevesinde somut olay bakımından zamanaşımı süresi alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup, Kurum yönünden alacağın muaccel olduğu tarih, giderlerin sarf ve ödeme günüdür.

Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında ve yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

S O N U Ç: Davalı işveren vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 25.06.2019 tarihinde oy birliğiyle ile kesin olarak karar verildi.